• Anasayfa
  • Makale
  • ''Fotoğrafın Olmazsa Olmazları İnsana Ve Çevreye Saygı, Dikkat, Titizlik Ve Sabır'' Yüksel Altun
''Fotoğrafın Olmazsa Olmazları İnsana Ve Çevreye Saygı, Dikkat, Titizlik Ve Sabır'' Yüksel Altun
Makale

''Fotoğrafın Olmazsa Olmazları İnsana Ve Çevreye Saygı, Dikkat, Titizlik Ve Sabır'' Yüksel Altun

Etrafımdaki en yufka yürekli ve yardımsever insanlardan biridir Yüksel Altun. Hatta bu söylediğimi doğrular bir ifadeyi, bir gezimizde Ercan Arslan da dile getirmiştir. GezginFoto’nun yayınlandığı günden bugüne geçen 8 yılda, fotoğraf konusundaki bilgisi, fotoğraf çevresi ve yönlendirmeleri ve dergimize verdiği emek için Yüksel Hoca’ya huzurlarınızda teşekkürü borç biliriz. Şimdi ise onu daha yakından tanıma vakti!

Röportaj: Nihan ÖZGEN

Senelerdir dergimizde yazıyorsunuz. Fotoğrafçılık alanında onlarca öğrenciniz var. Sizi daha yakından tanımak isteyenler için neler söylersiniz?

80’li yıllarda ODTÜ Fotoğraf Kulübü’nde fotoğrafa giriş yaptım diyebilirim. Fotoğrafa başlangıcım, İstanbul ODTÜ Mezunlar Derneği’nde fotoğraf eğitimine katılmamla başladı, 2001 yılında İFSAK’a üye olmam ve İFSAK’ta doğa fotoğrafçılığı eğitimleriyle devam etti. 2002-2006 yıllarında İFSAK yönetimi yıllarında, fotoğraf çevrem ve bakışım değişmeye başladı. Yaşam ve belgesel fotoğrafa yöneldim. 2006 yılında ülkemizin ilk ve tek Uluslararası Fotoğraf Bianeli’ni gerçekleştirdik. Türkiye Fotoğraf Federasyonu kuruluş çalışmalarında ve yönetiminde yer aldım. 2010 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Fotoğraf bölümünde tezli yüksek lisans programını tamamladım. 2012 yılında AFIAP unvanı aldım. 2007 yılında 4 dostumla, İstanbul Anadolu yakasının ilk fotoğraf kurumlarından Fotoğraf Atölyesi’ni kurduk. O yıllarda başlayan fotoğraf ruhu ve çalışmalarımız 15. yılında Fotografine ile devam ediyor.

Kişisel sergim ‘Dersaadet ve Üç İstanbul’ 2006 yılında açıldı, birçok salon ve şehirde sergilendi. Çeşitli karma sergilerde, projelerde yer aldım. 15. yılımızda GezginFoto ile yaptığımız ‘Anlar, Mekânlar, Hikayeler’ fotoğraf kitabı projemizle, fotoğraf dünyamıza güzel bir eser kazandırdığımıza inanıyoruz. 2022 yılında da projelerimiz devam ediyor ve edecek.

2001 yılında bankacılık dönemimde başladığım fotoğraf, 20. yılında hobiden profesyonelliğe dönüştü. Zor dönemlerden geçsek de fotoğrafın içinde olmak ve kuruluşundan itibaren GezginFoto ailesi içinde yer almak çok güzel bir duygu.

Fakülte döneminde fotoğrafçılığa olan merak, tutkuya nasıl dönüştü?

ODTÜ yıllarında Fotoğraf Kulübü’nün etkinlik ve söyleşilerine katılıyordum. Babamın filmli fotoğraf makinası ile denemelerim oldu. Fakat tamamen amatör düzeyde ve eğitim almadan devam etti. Üniversiteden mezun olduktan sonra yaşam düzenimiz ve yoğun iş hayatıyla fotoğraf çalışmalarına ara verdim. Ta ki 2000 yılında İstanbul ODTÜ Mezunlar Derneği’nin Özcan Yurdalan ile başlattığı fotoğraf eğitimine katılana kadar… Tutku bu yıllarda başladı ve günümüze kadar yükselen bir ivme ile devam ediyor. 

Fotoğraf alanında ne gibi eğitimler aldınız?

2000 yılında Özcan Yurdalan’ın temel fotoğraf eğitimi ile Başladım. İFSAK doğa grubunda Nusret Nurdan Eren, Tansu Gürpınar, Cüneyt Oğuztüzün, Ali İhsah Gökçen, Yalçın Savuran hocalarımızla uzun soluklu bir programımız oldu. Hüsnü Atasoy hocamızdan karanlık oda eğitimi aldım ve İFSAK Fotoğraf Günleri’nde sergi açtık. Stanley Green, Altan Bal, Landon Nordeman hocalarımızdan belgesel ve sokak fotoğrafçılığı, Çerkes Karadağ hocamızdan yaratıcı portre, Merih Akoğul’dan ‘İyi Fotoğrafın Sırları’ eğitimlerini aldım. Marmara Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nden Prof. Sabit Kalfagil, Prof. Barbaros Gürsel, Prof. Güler Ertan hocalarımızın eğitimlerine katıldım.  İFSAK Fotoğraf Bienali’nde alternatif baskı teknikleri üzerine Sandy King ve Loris Medici atölyelerine katıldım.

Analogdan dijitale geçiş dönemine denk gelmişsiniz. Fotoğrafçının işi kolaylaştı mı? Ne düşünüyorsunuz bu geçiş hakkında?

İlk fotoğrafa başladığımda DIA çekiyordum. Çoğunu dijitale çevirdiğim iyi bir arşivim var. Siyah beyaz karanlık oda çalışmam çok ilginçtir, dijitale geçmeden hemen önce oldu. İFSAK’ta Stanley Green ile “21-06 İstanbul” siyah beyaz kontaklardan planlanan proje ve Hüsnü Atasoy ile Fotoğraf Günleri’nde sergilenen “İnançlar” projemiz film ile çekildi, karanlık odada banyosu yapıldı. Kendim de evimde küçük bir karanlık oda kurdum. Filmli makinam hala duruyor, Nikon F80. Bu makinamda çekilmiş DIA’larım vardı. 36 pozun yaklaşık 10-15 tanesini çekmiştim.

O zamanki teknolojide düşük çözünürlüklü bir DSLR aldım. Fotoğraf çekmeye başladım. Çok güzel bir duygu idi. Film almıyordum, fotoğraf çekmek bedavaydı. İstediğimiz kadar çekebiliyorduk. Filmdeki renk ve detayları hiçbir zaman yakalayamadım ama F80’deki filmi de kullanamadım. Belki tekrar kullanırım diye sakladığım filmi 1 sene sonra banyo ettirdim.

Dijitale geçişte profesyonelden geçenler şüphesiz çok etkilendi. Ama ben amatörden geçtiğim için bana göre büyük kolaylıktı. Filme ve banyoya ayrı para vermekten kurtulmuştum. Ama arada doğa fotoğraflarıma DIA’dan bakarım, aynı renk ve detay yok maalesef...   

Türkiye’de fotoğrafçılık hangi seviyede sizce? Dünyadaki çalışmaların neresindeyiz?

Dünya fotoğrafının çok içinde olmamakla birlikte güncel akım ve tarzları takip ediyorum. Türkiye’de teknik ve bilgi olarak yüksek seviyede olan fotoğrafçıların çoğu, kendi tarzlarını bulamamış. Bunda hocalarımız ve eğitim süreçlerinin de etkisi var bence. Ayrıca sanatsal bakış sorunları var. Bu nedenle fotoğrafımız uluslararası alanda bazı fotoğrafçılar dışında çok ses getiremiyor. Bunun için daha fazla yabancı fotoğrafçının ülkemize gelmesi, bizim de oralara gitmemiz, fuarlara katılmamız gerekiyor. Fakat şu anki ekonomik koşullarda o da zor gibi.

Ülkemizde yapılan fotoğrafçılık faaliyetlerini faydalı buluyor musunuz?

Artık klasik fotoğraf gösterileri, sergileri ve etkinliklerini bir tarafa bırakmalıyız. Farklı sunumlar, tasarımlar planlanmalı. Daha fazla fotoğraf konuşulacak, yabancı konukların da katıldığı fotoğraf fuarları, kampları, festivalleri yapılmalı. İFSAK Fotoğraf Günleri yapıyordu, son zamanlarda yapılmadı, umarım pandemi nedeniyledir. Uygulamalı fotoğraf atölyeleri yapılmalı. Fotoğrafın ve fotoğraf yayınlarının bir pazarı, maddi değeri olmalı. Tabi bu organizasyonların sponsorlar ve Kültür Bakanlığı tarafından maddi olarak desteklenmesi gerekiyor. Sinema ve diğer sanatlarda olan katkıya göre, fotoğrafa çok az destek verildiğini düşünüyorum.

Verdiğiniz fotoğraf derslerinden biraz bahseder misiniz? Hangi seviyelerde kurslar oluyor?

Ben fotoğrafa eğitmen olarak başladım. Ticari çekimlerim de oluyor ama hala eğitmen tarafım ağır basıyor. Temel – başlangıç seviyesinden başlayan seminerler, ileri fotoğrafçılık konularında devam ediyor. Ağırlıklı olarak manzara ve mimari fotoğraf, uzun pozlama, makro (yakın plan) konularında uzmanlaştım. Uzun süredir Photoshop dersleri de veriyorum.

Mobildeki gelişmeler sonrasında Mobil Fotoğraf ve Mobil Video Programları hazırladım. İki senedir devam eden seminerler; çekim teknikleri, kurgu, düzenleme ve paylaşma bölümlerinden oluşuyor.

Öğrencileriniz hangi mesleklerden? Fotoğraf eğitiminin meslek hayatlarına etkisi oluyor mu?

Her kesimden öğrencilerim oldu. 15 yıldır kurumsal ve bireysel eğitimler veriyorum. Anadolu Yakası’nda, Avrupa Yakası’nda, Büyük Kulüp gibi köklü yapılarda eğitimlerim devam ediyor. Fotoğraf her zaman pahalı bir hobi. Başlangıçta fotoğraf makinası model ve lens önemli görünmese bile ilerledikçe fotoğrafa yatırım yapılması gerekiyor. Bu hem eğitim hem de ekipman yatırımı. Şimdi doların artışı ile fotoğrafçılık daha pahalı hale geldi tabi. Ben de bankacıyken başlamıştım. Genelde beyaz yakalı bankacı ve üst düzey yöneticiler, avukat, doktor, mimar gibi meslek mensupları, iş insanları öğrencilerim oldu. Özellikle yoğun ve stresli alanlarda çalışan insanlar için fotoğraf çok iyi bir sosyalleşme aracı. İçinde gezme, eğlenme, etkinlikler yapma gibi aktiviteleri barındırıyor. Bu nedenle günümüzde psikolojik danışmanların da tavsiye ettiğini biliyorum.

Sizce fotoğrafçının olmazsa olmaz özellikleri nelerdir?

Fotoğrafın olmazsa olmazları; insana ve çevreye saygı, dikkat, titizlik ve sabır... Bunlar olmadan fotoğraf olmuyor, fotoğrafçı da olunmuyor. Teknik konular, eğitim ve ekipman sonra geliyor bence.  Ahlaki ve etik kurallar dışında, fotoğrafçının ciddi bir gözlem yeteneği ve sabrı olmalı, çalıştığı konulara titizlikle yaklaşmalı.

Bir fotoğraf karesinin iyi olduğunu söylemek için o karede hangi özellikleri görmemiz gerekir?

Camera Lucida “Fotoğraf Üzerine Düşünceler” kitabında Roland Barthes noktayı koymuş aslında. Fotoğrafta ‘Studium’ denilen nesnel konular var. Kim çekti, nerede ve ne zaman çekildi gibi. Fotoğrafta hangi tekniklerin kullanıldığı da bu konuya giriyor. Bir de ‘Punctum’, nesnel olmayan konular var. Fotoğrafın hikayesi, fotoğrafta bizi etkileyen, delip geçen şey.

Günümüz dünya fotoğrafında, iyi bir fotoğrafta öncelikle iyi bir hikâye olmalı ve bunlar teknik konular, ışık ve kadraj ile desteklenmeli. Bunların hepsi bir bütünün parçalarıdır. Sanatsal fotoğraflar tamamen ayrı değerlendirilmeli, burada sanatsal bakış ve estetik öne çıkar tabi ki… 

Fotoğraf çekmek için gittiğiniz ülkeler hangileri? En fotoğrafik olduğunu düşündüğünüz yer neresi?

Avrupa’nın birçok şehrinde fotoğraf çektim. Hindistan’da uzun süreli çekimlerim oldu. Beni en çok etkileyen Hindistan oldu. Her zaman gitmek isteyeceğim bir ülke... Ama her zaman Anadolu’yu yurt dışına tercih ederim. Bizdeki kültür, coğrafya hiçbir yerde yok… Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu, Karadeniz her zaman en çok etkilendiğim yerlerdir.

Fotoğrafçı olmak isteyenler için yol haritanızda neler var?

Fotoğrafta olması gerekenleri üçe ayırıyorum: teknik doğruluk, estetik yoğunluk ve hikâye, anlatım gücü.

Teknik yoğunluk sizin ekipmanınız, eğitiminiz. Bunları mağazalardan ve eğitim kurumlarından maliyeti karşılığı alabiliyoruz. İyi bir kurum veya hocadan eğitim almak, ustaların atölyelerine katılmak sizi belirli bir seviyeye taşıyacaktır.

Estetik yoğunluk; sanatsal bakışınız, ışık kullanımınız, kadrajınız. Bu konular tecrübe ile oluşacak ve zaman alacaktır. Çekimlere, gezilere, proje çalışmalarına ağırlık vererek ve fotoğraflarınızı güvendiğiniz bir ustanın değerlendirmesiyle ilerleyebilirsiniz.

Anlatım gücü ise kültürünüz, okuduğunuz kitap, izlediğiniz film, entelektüel birikiminizdir. Bunlara sahipseniz anlatımınız, dolaysıyla hikâyeniz güçlü olur. Bu fotoğraftan önceki ve sonraki kültürel birikimlerinizle oluşur ve yıllar sürer.

Bu nedenledir ki çoğumuz fotoğrafı teknik ve estetik olarak görür, anlatım gücüne fazla önem vermeyiz. Bizi dünya fotoğrafından negatif ayıran en önemli özellik bu bence.

 

 Fotoğrafçılık nereye gidiyor?

150 yıl önce başlayan fotoğrafta; sırasıyla analog dönem, dijitale geçiş sonrasında klasik SLR fotoğraf makinasından aynasız sistemlere geçiş dönemindeyiz. Özellikle amatör seviyede aynasız fotoğraf makinaları avantajlı olmaya başladı. Bizler hala dijital fotoğraf müdahalelerini (kaldı ki karanlık odada da müdahale vardı), aynasız fotoğraf makinalarını tartışırken, dünya mobil fotoğraf ve videoya doğru hızla yol alıyor. Son model mobil cihazların çekim özellikleri oldukça iyi ve hızla gelişiyor. Lens değişimi olmayan mobil cihazlardaki sorunu, birden fazla lens yerleştirerek çözdüler. Şimdi sorun sensörün küçük olması, ileride onu da çözeceklerdir. Dünyada artık cep telefonuyla çekilen fotoğraflar ile açılan sergiler, yapılan sunumlar konuşuluyor. Her zaman yanımızda olduğu için bizler de oldukça fazla kullanıyoruz. Ayrıca düzenleme ve paylaşım app’ları oldukça gelişti.

Her ne kadar biz fotoğrafçılar beğenmesek de amatör seviye ve yeni kuşak mobile doğru kayıyor. İleride, yalnızca profesyonel işlerde ve ileri düzey çalışmalarda fotoğraf makinaları tercih edilecek ve fotoğrafın tekniğinden çok içeriği ve hikâyesi öne çıkacak diye düşünüyorum.

Etiketler: fotoğraf, ileri fotoğrafçılık

Yazdır e-Posta