• Anasayfa
  • Makale
  • Avrupa'da Kimsenin Tanımadığı Sosyalist Ülke: Transdinyester
Avrupa'da Kimsenin Tanımadığı Sosyalist Ülke: Transdinyester
Makale

Avrupa'da Kimsenin Tanımadığı Sosyalist Ülke: Transdinyester

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Moldova'nın bağımsızlık kararını tanımayarak tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Transdinyester Cumhuriyeti, Avrupa'nın sosyalist sistemle yönetilen tek de facto (fiili) ülkesi olma özelliğini taşıyor. Kendi siyasi yapısı, meclisi, ordusu, polisi ve posta sistemi olan ülke, Birleşmiş Milletler üyesi hiçbir devlet tarafından tanınmıyor. Moldova’dan Transdinyester’e geçerken, Kızıl Ordu’yu dünya gözüyle izleyebileceğimiz ve yeryüzündeki son Lenin heykellerini görebileceğimiz için çok heyecanlıydık.

Yazı: Nihan ÖZGEN

Fotoğraflar: Nihan ÖZGEN & Adem MELEKE

Tur: Dünya Değişmeden

Kısa Kısa Transdinyester

  • Bayrağında orak ve çekiç bulunan ve hiçbir ülke tarafından tanınmayan Transdinyester, Ukrayna ve Moldova arasında, Dinyester Nehri’nin kıyısında yer alıyor.
  • Yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı bu ilginç ülkenin başkenti ise Tiraspol.
  • Kendi anayasası, bayrağı, ulusal marşı, siyasi yapısı, meclisi, ordusu, polisi ve posta sistemi olan ülke, Birleşmiş Milletler üyesi hiçbir devlet tarafından tanınmıyor.
  • Transdinyester’i tanıyan ülkeler, yine hiçbir devlet tarafından tanınmayan Güney Osetya, Dağlık Karabağ Cumhuriyeti ve Abhazya.
  • Ülkede sosyalizm karşıtı söylemler büyük suç ve cezası vatandaşlıktan çıkartılıp sınır dışı edilmeye kadar gidiyor.
  • Ülkedeki tüm araziler ve binalar devlete ait. İnşaat sadece devlet tarafından yapılıyor.
  • Ülkenin Sheriff adında bir markası var ve futbol takımından alışveriş merkezine, benzin istasyonundan spor kompleksine kadar neredeyse tüm işletmeler bu marka adı altında faaliyetlerine devam ediyor. Markanın sahibi, ülkenin en büyük iş adamı olarak tanınıyor.
  • Tabelalar Moldova’da Latin alfabesiyken, Transdinyester’de Kiril alfabesine dönüyor.
  • Ülkede kredi kartı geçmiyor. Sadece Transdinyester Rublesi alıyorlar.
  • İstanbul – Kişinev arası bir saatlik uçuş ile Moldova’ya giriş yaptıktan sonra, yaklaşık 2 saatlik otobüs yolcuğuyla Transdinyester sınırına varılıyor.
  • Sınırdaki polis pasaporta mühür vurmuyor, bilgilerinizin ve kalacağınız gün sayısının yazılı olduğu küçük bir fiş veriyor. Bu fişi asla kaybetmemek gerekiyor. Ülke çıkışında kontrol edilerek geri toplanıyor.
  • Seyahat ettiğimiz Eylül ayının başında aşı ile ilgili herhangi bir prosedür bulunmuyordu. Biz aşılı olduğumuz için uçak yolculuğunda istenen PCR testini yaptırmamıza gerek kalmadı. Ancak aşılı değilseniz orada PCR testi yapılmadığını ve Moldova’ya geçmeniz gerektiğini bilmelisiniz.
  • Eylül ayında hava İstanbul’a göre tabi ki çok daha soğuktu.
  • Moldova da Transdinyester de Türk vatandaşlarını 90 güne kadar vizeden muaf tutuyor. Yalnızca Transdinyester’e giriş yaparken kapıdan ufak bir fiş almak gerekiyor.
  • Bu seyahatte biz iki para birimi kullandık. Moldova Leyi ve Transdinyester Rublesi… 

Nasıl Gidilir?

Türk Hava Yolları’nın İstanbul’dan Kişinev’e yaklaşık bir buçuk saatlik uçuşuyla Moldova’ya ayak bastıktan sonra, Moldova’dan bir minibüs ya da otobüs ile Transnistria sınırına gidebilir, sınırda vize alabilirsiniz.

Transdinyester’e Geçmeden…

Kişinev’e indiğimizde sabah saatleriydi. Biraz şehri turlayıp güzel ve yerel bir öğlen yemeği yedikten sonra Guiness Rekorlar Kitabı’na giren Milestii Mici Şaraphane’sini ziyaret ettik. Burayı gezebilmeniz için önceden rezervasyon yaptırmış olmanız gerekiyor. Dünyanın en büyük şaraphanesi olan 200 km’lik Milestii Mici, içinde mahzenin kendi aracı (açık bir dolmuş) ve rehberleriyle gezebildiğiniz inanılmaz bir yer. İçerdeki sıcaklık her mevsim 12-14 derece. Burası aslında eski bir taş ocağı ama devlet tarafından mahzene çevrilmiş. Sokaklara üzüm türlerinin isimleri verilmiş: Merlot, Kabernet, Şiraz... Mahzende çeşitli ülkelerin devlet adamları ve zengin ailelerine ait özel koleksiyonlar bulunuyor ve bunlar özel, kilitli bölmelerde saklanıyor. Rehberimizden, Mileştii Mici’de Stalin ve Lenin döneminden kalma koleksiyonların da bulunduğunu öğrendik.

Transdinyester’de Nereye Gitmeli?

Bender Kalesi

1538 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Rusları yenerek ele geçirdiği ve isim verdiği Bender Kalesi, çok uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin sınır kalesiydi. Mimar Sinan’ın yaptığı rivayet edilen kalenin kapısı üstünde, Evliya Çelebi’nin çok yüksekte olduğu için okuyamadığını söylediği uzun bir kitâbe vardır. 

Toplam alanı yaklaşık 20 hektar olan kalenin etrafı, derin bir hendek ile çevrilmiştir. Dünyanın en güçlü ve en iyi korunan kalelerinden biri olan Bender Kalesi’nin sağlamlığı, kaleyi ziyaret eden Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde de vurgulanmıştır.

Kaleyi gezmek bir saatten fazla sürüyor, çünkü hem büyük hem de bizi tarihimize götürdüğü için ilgiyle her yere bakmak istiyorsunuz. Ana giriş kapısından girdiğinizde sağ ve sol tarafta üçer adet burç görünüyor. Giriş kapısı ve kalenin üzerindekilerle toplam 8 burçlu bir yapı. Kalenin arka bölümünde, o dönemde muhafızların kullandıkları odalar bulunuyor.

Suvorov Meydanı

25 Ekim Caddesi ve Suvorov Meydanı, Transdinyester’in başkenti Tiraspol’ün merkezi sayılıyor. İki yanında güzel kafe restoranların bulunduğu bu geniş caddede biz; 2 Eylül 1990’da Moldova içinde tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Transdinyester Cumhuriyeti’nin 30. yıl kutlamalarına şahit olduk bu yıl. Her yıl 2 Eylül’de kutlanan Bağımsızlık Günü’nde askeri geçit töreninden sonra bu cadde ve tüm meydan, çeşitli sergiler ve konserlerle şenlik alanına dönüşüyor. Suvorov Meydanı ve çevresinde görülmeye değer birçok yapı da bulunuyor: Complexul Anıtı, Zelinsky Müzesi, Suvorov Anıtı, De Wollant Parkı, Sfantul Gheorghe Şapeli, Tank Anıtı, Yerel Tarih Müzesi, Lenin Anıtı ve Naşterii Domnului Katedrali…

Adem Meleke Sputnik'e röportaj veriyor

Retro Volga’larla Şehir Turu ve Fotoğraf Çekimi

Sovyet döneminin lüks otomobil sembolü olan Volgalar gezimizi renklendirdi. Hem güzel fotoğraflarımız oldu hem de bu otomobillerle gezme fırsatı bulduk. Tiraspol’e giderseniz mutlaka bu otomobillerle bir organizasyon yapın ya da seyahati düzenleyenlerden talep edin.

Casa Karaman - Yemek Soframız

Casa Karaman

20. yüzyılın kırsal yaşamına ışık tutan geleneksel köy evi Casa Karaman, Transdinyester’de Slobozia'nın Târnăuca Köyü’nde yer alan bir turist konukevi. Ziyaretimizde konukevinin sahibi olan aile geleneksel bir öğle yemeği yedik. Nesilden nesile aktarılan ve özgünlüğünü koruyan bu ev, arkaik ve eski eşyaları, el yapımı mobilyaları, lambaları, halılarıyla köyün gerçek bir tarihi mücevheri. Ev, iki ana oda ve bir balkondan oluşan tipik bir kil evdir. Evin tadilatı gönüllü olarak akraba ve arkadaşların katılımıyla gerçekleştirilmiş. Kısa sürede bu ailenin niyetini öğrenen köylüler, sahip oldukları eski, geleneksel objeleri bu eve bağış yapmaya karar vermiş. Casa Karaman; yerel halka iş yaratmak, dolayısıyla köydeki yaşam standardının iyileştirilmesi ve kırsal turizmle birlikte kültürel mirasın korunması açısından çok güzel bir düşünce olmuş!

Balık çitfliğinde

Aquatir Sturgeon (Mersin Balığı) Çiftliği

Balık ürünleri ve havyar yetiştiriciliği alanında çok büyük bir tesis olan Aquatir’de yüzlerce kocaman balığı görünce şaşkınlığımızı gizleyemedik. Tamamen steril bir şekilde önlüklerimizi giyinerek gezmeye başladığımız tesiste, tonlarca balık yetiştiriliyor, bakılıyor ve üretiliyor. Yumurtalamaları için özel karartılan ve soğutulan bölümde sessizce gezerken, ilk defa bu kadar balığın bir arada uyuduğunu görmek de heyecan vericiydi!

Balık ticaretinin kurallarına göre, modern altyapılar ve en son teknoloji kullanılarak, çevreye uyumlu, hayvanlara dost bir bakış açısıyla yönetilen üretim tesisi, yılda yaklaşık 5 ton havyar ve 500 ton balığı yurtdışına gönderiyor. Tesisi gezdikten sonra üretilen havyarı deneme fırsatımız oldu. Benim damak zevkime pek uymasa da yiyebilen arkadaşlar gerçekten kalitesini çok beğendiler. Tesisi gezerken gördüğümüz balıkların en büyüğü 3,5 metre kadardı. Ağırlıkları 500 kg'a kadar çıkabilen beyaz mersin balığı çoğunlukla Hazar Denizi ve Karadeniz'de bulunuyormuş. 100 yaşına kadar yaşayabilen bu balıklar 7 metreye kadar uzayabilir ve 1.500 kg'dan fazla ağırlığa sahip olabilirmiş!

Noul Neamt Manastırı

Noul Neamț Manastırı

“Noul Neamt (Yeni Neamt) Manastırı, Kitskani, Bender ve Tiraspol yakınlarında bulunan, tamamı erkeklerden oluşan bir Ortodoks manastırıdır. Transdinyester yetkililerinin kontrolü altındaki en büyük dini komplekstir.

Manastırın Ortaçağ Moldavya'daki Neamț Manastırı'nın halefi olduğu söyleniyor. Neamț Manastırı’ndan birkaç keşişin ayrılıp Kitskani'de Noul-Neamț'i 1861’de kurması, Romanya Birleşik Prenslikleri’nde manastır mülklerine el konulması ve ibadette Slav dilinin kullanılmasını yasaklamak için alınan önlemlere karşı bir protestoydu. 16 Mayıs 1962'de Sovyet makamları manastırı kapattı, binalar hastane oldu.

Manastır kilisesi 1989'da yeniden açıldı, 1991'de ise Ortodoks rahipler için Rumence dil okulu… 1992'den beri burası Transdinyester tarafından kontrol ediliyor.

Manastırdaki rahip bizi büyük bir ilgiyle karşıladı ve çok güzel ikramlarda bulundu. Mutlaka uğramanız gereken bir yer!

Dönüş Yolunda Gagavuzya

Transdinyester’de dolu dolu üç gün geçirdikten sonra vize fişlerimizle sınırdan geçtik. Artık Moldova’dayız. Uğrayacağımız önemli bir yer daha var: Gagavuz Türkleri’nin bulunduğu Gagavuzya! Doğu Ortodoks Kilisesi’nin tek Türk kökenli temsilcileri olarak bilinen Gagavuzlar’ın özerk bölgesinin başkenti olan Komrat şehrini keşfe çıkıyoruz. Kent merkezinde bulunan anıt taşta, Komrat'ın kuruluş tarihi 1789 olarak geçse de tarihî kayıtlar incelendiğinde şehirdeki ilk yerleşmelerin 1443'e kadar dayandığı görülüyor. Bu özerk bölgeye ismini veren Gagavuzlar, Oğuz Türkü kökenlidir ve Gagavuz kelimesinin Gök-oğuzdan türediği düşünülüyor.

Komrat’ta biraz dolaşıp öğlen yemeği için Kongaz’a geçiyoruz, Gagavuz Sofrası Misafir Evi’nde öğle yemeği yiyoruz. Başka bir ülkede, başka bir kültürle yetişmiş insanların bizimle aynı milliyetten olmaları ve aynı dili konuşmalarıyla yüzümüzde tebessümler, Türkiye’ye dönüyoruz!

Etiketler: kültür, fotoğraf

Yazdır e-Posta