• Anasayfa
  • Makale
  • Fotoğrafın ve Kameranın Tarihçesi Fotoğraf Tarihindeki Önemli Gelişmelere Yolculuk
Makale

Fotoğraf Diye Neleri Bağrımıza Basıyoruz?

Bir şekilde veya her nasılsa elde edilen her görüntü fotoğraf olarak nitelendiriliyor. Oysa bu çekilenlere veya paylaşılanlara “fotoğraf” yerine “görüntü” denilmesi gerekir. Böylece “fotoğraf çekiliyor” yerine “görüntü elde ediliyor” veya “anlık görüntü kaydediliyor” gibi doğru ifadeler kullanılmış olur. 

Yazı ve Fotoğraf: Hasan ATABAŞ

Günümüzde fotoğraf çekilebilen aygıtlardan birini bir çocuğun, hatta görmez bir insanın eline verip deklanşöre basmasını sağlayarak görüntü elde edebiliyorsunuz. Bu oyunu 3,5 yaşındaki torunum Aysu ile oynuyoruz. Fotoğraf makinesini tutmasına da yardım ederek deklanşörü gösterip, “Hadi şuna bas” diyorum. “Buna mı dede?” derken deklanşör sesi geliyor… Fotoğraf makinesinin düğmesine basıldığı için tesadüf eseri elde edilen bu görüntülere fotoğraf denilebilir mi? Bunlara fotoğraf denilecekse, ilk ve ortaöğretim okullarında, her hafta resim derslerinde çizilen en az 15 milyon resim çalışmasına dayanarak, “ülkemizde her gün 2 milyon resim yapılıyor” da demek gerekir.

Örnekleri biraz daha çoğaltalım: Fotoğraf kelimesinin anlamı ne idi? Işıkla yazmak! Kalemle yazmak da var. Işıkla yazılan her şeye fotoğraf deniliyor da kalemle yazılan her şey niye şiir, öykü veya roman denilmiyor. Bir müzik aletinden çıkarılan her ses -örneğin bugüne kadar piyanoya elini değdirmemiş ben, önüme konulan bir piyanonun tuşuna bastığımda çıkan ses- müzik olabilir mi? Olamaz. Çünkü edebiyat veya müzik eserleri meydana getirebilmek için o alanlarla ilgili bilgi ve beceri sahibi olmak gerekir. Bu, fotoğraf için de böyledir; fotoğraf çekebilmek için de fotoğrafçılıkla ilgili bilgilere ve makineyi kullanma becerisine ihtiyaç vardır. Başka bir deyişle edebiyatın yazım kuralları ve güzel yazma becerisi gibi, müziğin nota bilgisi ve enstrüman çalma becerisi gibi fotoğrafın da noktası, virgülü, bemolü, diyezi vardır; fotoğraf çekebilmek için bunları ve kullanılmalarını bilmek gerekir.

Dahası da var; bir yerlerde gezerken, yiyip içerken, düğünlerde oynarken, masum bir etkinlikte arkadaşlar veya akrabalarla bir arada iken vb. onlarca yerde cep telefonlarıyla alelacele kaydedilen görüntüler… Bunlar, anılarını saklamak bakımından çeken kişiler için önemlidir. Hatta içlerinde güzel görüntüler de olabilir ama her güzel görüntü fotoğraf olabilir mi, fotoğraf mıdır? Sıradan ve/veya anlık bir kayıtla elde edilen bu görüntülerden kaç tanesine fotoğraf denilebilir, başka bir deyişle kaç tanesi fotoğraftır? Benim gibi, amatörce fotoğrafçılıkla / fotoğrafla yakından ve ciddi anlamda ilgilenenlerin bile çektiklerinin kaç tanesi fotoğraf olarak kabul edilebilir?

Bunların hepsi fotoğraf olarak kabul ediliyorsa; üniversitelerin fotoğraf bölümlerinde yıllarca dirsek çürüten, özel kurslara giden, zaman, para ve emek harcayan, tehlikeli yolculuklara çıkan; fotoğraf uğruna kendisini ve aile bireylerini günlük keyifli yaşantılarından mahrum bırakanların çabaları ne olacak? Fotoğrafçılık alanında kariyer sahibi olanların, fotoğraf dernekleri kurup yaşatmaya çalışanların, ömürlerini bir vizörden bakarak tüketenlerin emeklerinin ve ürettiklerinin bir değeri / ayrıcalığı yok mu? Daha önemlisi bu kişilerin çektikleri fotoğraflara ne denilecek, ne olarak adlandırılacaklar?       

Fotoğrafçı; elindeki bir aygıtla sıradan görüntü kaydeden kişi değil; belli bir fotoğraf bilgisine ve becerisine sahip, başkalarının göremediğini görebilen ve yaşadığı zaman kesitinde yakaladığı anlarla içinde bulunduğu topluma ve gelecek zamanlarda yaşayacaklara söyleyecek sözü olan kişidir. Başka bir deyişle fotoğraf; cansız ama gören bir aygıtın kaydettiği her görüntü değil; o aygıtın arkasındaki zekânın ürünüdür. Fotoğrafçı, sadece gördüğünü değil; düşündüğünü, zihninde canlandırdığını, istediğini uzun emeklerle çekerek hayranlık duyulan ve akılda kalan fotoğrafları üreten kişidir. Bu bağlamda fotoğrafçı, fotoğraflarını bir kuyumcu titizliği ile üretmek; alanının iyi bir işçisi olmak zorundadır. Bu yüzden fotoğrafçının öncelikle çektiği şeyi önemsemesi, bakmayı bilmesi, gördüğünü algılayabilmesi, başkalarının yaptıklarını tekrarlamaktan kaçınması, alışılmışın dışında kareler araması ve bulması gerekir.

Fotoğrafın bir hikâye anlatması ve/veya mesaj vermesi, izleyenlerle iletişim kurarak duygusal tepki vermelerini sağlaması, hatta onları başka bir yere ve zamana taşıyabilmesi gerekir. Böylece insanları o ana kadar fark edemedikleri şeylere bundan sonra dikkat etmeye zorlamalıdır. Bunların “fotoğrafın dili” denilen şey olduğunu ve bir görüntünün fotoğraf olabilmesi için böyle bir dile sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Peki, bir günde milyonlarca çekildiği ifade edilen görüntülerin acaba kaç tanesi böyle bir dile sahiptir veya böyle bir dile sahip midir? Bu sorunun cevabı şüphesiz olumsuzdur. Çünkü fotoğrafın dilinden söz ediliyorsa fotoğraf, o dili bilenlerin üretebileceği bir şeydir. Yani fotoğraf çekebilmek -yukarıda da değindim gibi- bazı teknik bilgi ve becerilerle deneyime sahip olmayı gerektirir. Örneğin fotoğraf; konusu, aydınlatılması, pozlanması, doğru bir bakış açısı ile belirlenmiş odak noktası ve kompozisyon gibi teknik hususlarıyla ilgi çekmelidir.

Sadece bunlar mı? Fotoğraf aynadan birebir yansıyan bir görüntü değil, mesajı ve estetik yapısı olan bir iletişim aracıdır. Eski bir deyimle söylersek fotoğraf çekmek “malumu ilam etmek” olmamalıdır. Yani fotoğraf çekerken bilinen ve açık olan bir şeyi söylemeye, açıklamaya kalkmaktan kaçınmak gerekir. Bilinenin, belli olanın, alışılagelmişin dışında bir görüş, anlam ve estetik içeriğe sahip kareler için deklanşöre basılmalıdır. Ara Güler’in dediği gibi “Yakaladığınız şeyin içine bir anlam koyabiliyorsanız o zaman fotoğraf olur, yoksa palavradır.” (Ara ile Bir Ara, s. 50)

Gültekin Çizgen de “Fotoğrafın dünyası, izleyicinin daha önce görüp tanıdığı dünyanın üzerine, yeni bir bilinç eklemektir. Fotoğraf, aktarılan görüntünün içindeki imgenin veya düşüncenin kendisi değildir. Onun sanatçı tarafından ayrı bir anlatıma kavuşturulma halidir.” (Fotoğrafı Anlamak, s. 26) der. Bence Tuğrul Çakar daha da güzelini söylemiş, “Görüntü yağmuruna birkaç cılız damla daha eklemek yerine, o yağmurun yarattığı sele karışmayan, akılda kalabilen damlalar üretebilmek güçtür.” (Fotoğraf Yazıları, s. 12)

Yıllar önce, Ankara’da bir fotoğraf etkinliğinde Ozan Sağdıç, “50 yıldır fotoğrafla ilgileniyorum, 50 fotoğraf çıkar deseler zorlanırım” demişti. Günümüzdeki fotoğraf bilgisi kıt veya hiç olmayanların ürettiği bol keseden görüntüleri fotoğraf olarak kabul edenlere sormak gerekir; bu kabul, sanatı ve fotoğrafı bilen ama hâlâ kendini yeterli olmamakla tanımlayan -alçak gönüllü- fotoğrafçılara en hafifinden haksızlık, biraz daha ağırca ayıp, hatta saygısızlık olmuyor mu?

İşte bütün bu sebeplerle görüntü ve fotoğraf kavramları doğru ve yerinde kullanılmalıdır. Hatta bu kavramların tanımları / ayrımları çok iyi yapılmalı ki fotoğraf diye neleri bağrımıza basmak zorunda kaldığımızın farkına varalım.

Hasan Atabaş Kimdir?

1947 Vakfıkebir, Trabzon doğumlu. Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu İşletme-Muhasebe bölümü,  Anadolu Üniversitesi AÖF Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümü, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi (yüksek lisans) mezunu.

Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra atandığı Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında değişik kademelerde yöneticilik yaptı. 45 yıllık kamu hizmetini tamamladığı 2012 yılında genel müdür yardımcısı iken -yaş sınırını doldurduğundan- emekliye ayrıldı.

Gençlik yıllarından itibaren şiir ve fotoğraf sanatıyla ilgilenmektedir. Damla, Eğitim Alanı, Çağdaş Eğitim, Kılavuz, Ticaret ve Turizm, İzlenim, Kontrast dergilerinde şiirleri, yazıları ve fotoğrafları yayımlandı. Ankara/Polatlı ve Trabzon/Vakfıkebir’de yayınlanan iki yerel gazetede köşe yazıları yazdı.

1970’li yıllarda başladığı fotoğraf çalışmalarını, 2002 yılından bu yana Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği (AFSAD)  bünyesinde -doğa fotoğrafçılığı ve makro fotoğrafçılık alanlarında- sürdürmektedir. 2010 ve 2011 yıllarında sosyal sorumluluk projesi olarak ele aldığı “Atatürk Orman Çiftliği’nin Yaban Çiçekleri”ni (254 tür) fotoğrafladı. Çok sayıda karma fotoğraf sergisinde yer aldı, gösteriler hazırlayıp sundu. Katıldığı az sayıdaki yarışmalarda ödüller aldı. AFSAD yönetiminde iki dönem görev yapan Hasan Atabaş, halen AFSAD bünyesinde “Makro Fotoğrafçılık” ve “Doğa Fotoğrafçılığı” atölyelerinde eğitmenlik yapmaktadır.

Çığlık Çığlığa Bir Dünya adlı “şiir-fotoğraf”, Küçük Şeylerin Büyük Dünyası Makro Fotoğrafçılık adlı “eğitim kitabı” ve derleyip editörlüğünü yaptığı Türkiye Doğa Manzaraları / Landscapes From Turkey adlı “fotoğraf kataloğu” kitapları bulunmaktadır.

Etiketler: fotoğraf

Yazdır e-Posta