• Anasayfa
  • Makale
  • Görünen, Gösterilen, Gördüklerimiz ve Göremediklerimiz...
Makale

Dünyadaki En Büyük Mutluluk, Bu Dünyanın Şahidi Olmak...

Interrail Türkiye’nin kurucusu Bestami Köse seyahatin, insan için tatilden öte, bir ihtiyaç olduğunu söylüyor. Yola çıkmanın, yolda olmanın, farklı kültürler tanımanın insanı bambaşka biri yaptığını dile getiriyor.  Ve ekliyor: “Lütfen geç kalmayın. İnsan, hayatındaki acı veren büyük boşlukları başka kültürlerin sarılmasıyla tedavi ediyor!”

Röportaj: Nihan ÖZGEN

Kendini bize tanıtır mısın?

Hatay’ da doğmuş,  orada büyümüş, seyahatin bir insanın hayatına katabileceklerinin farkında olan bir gezginim. Tüm hayatımı, daha fazla gezebilmek ve bana göre büyük mutluluklar olduğunu düşündüğüm seyahat deneyimlerini insanlarla paylaşmak için yaşıyorum.

Yol senin için ne demek?

Yol - seyahat,  dünyada ne kadar küçük bir zerre olduğumuzu anlamamıza yardımcı olur ve her gün başka bir ülkede uyanma ihtimalinin güzelliğini hatırlatır. Nasıl daha fazla seyahat edebilirim de binlerce kültürden bir şeyler öğrenebilirim, yemek yiyebilirim, müzik dinleyebilir, fotoğraf çekebilirim, bunun için uğraşıyorum. Dünyayı olabildiğince güzel anlamalı ve huzurlu yaşamak için çabalamalıyız. Hayatımızın en güzel çağlarında anı biriktirmek ve ömür boyu sürecek mutlu bir dünya ihtimaline sahip olmak istiyorum.

Gezme fikri nasıl oluştu? Küçük yaşta çok yer gezmeyi nasıl başardın?

Çoğumuzun büyüdüğü yerlerde insanların seyahat üzerine hayalleri çok olmuyor. Üniversiteye kadar gezeyim, keşfedeyim demişliğim ya da haritada açıp da Sri Lanka nerde diye bakmışlığım yok.

Üniversitede oluşan “Bu sene kesin yapıyoruz” Interrail klişesini gerçekleştirmiş bir öğrenciyken, Roma’ya gitmem ve ilk gün bütün eşyalarımı çaldırmam ile başlayan 6 senelik bir serüven…

Roma’ da yaşadığımız hırsızlık olayından sonra Interrail Türkiye grubunun ilk temelleri atıldı. Bir sosyal medya grubu düşünün; sürekli buluşuyor, otostopa çıkıyor, trene biniyor, Hakkari’ye gidiyor, oradan çıkıp Kopenhag’a kadar yolculuk yapıyor. 2013-2016 arasındaki 3 sene benim için bu şekilde geçti. O dönemde tüm Avrupa’yı dolaştım. Sonrası Afrika ve Asya ile devam etti. Seyahat bir virüs zaten, bunun size kattıklarının farkında olduktan sonra ait olduğunuz yer belli: Yol!

Dünyayı gezdiğini biliyoruz. Ne kadar sürdü? Kaç ülke gezdin?

6 sene sürekli gezdim, ülke içi dahil sürekli hareket halindeydim ve o zaman gerçekten bir gezgindim. Son 7 aydır Türkiye’ de yaptığımız girişimlerden dolayı gezmeye çok vakit bulamıyorum. İstanbul’da çektiğim tüm metropol çileleri de Ekim’de yapacağım ve benim için tarihi olacak güzel bir yol rotası için.

Kaç ülke gezdim, en arafta kaldığım ve cevabını gerçekten bilmediğim ve çoğu gezginin de bildiğini düşünmediğim soru. Şimdi siz sorunca net bir sayı bulamadım fakat 70’e yakın!

Seyahat insana neler katıyor?

Elimde sihirli bir değnek olsa gördüklerimi, yaşadıklarımı, yediklerimi, dinlediklerimi, hikayelerimi insanların da yaşaması için her şeyi yapabilirdim.  Elbet kişilerin maddi durumları ya da hayata bakış açılarıyla alakalı olsa da seyahat; bir insanın hayatında tatil değil de ihtiyaç olmalıdır. Seyahat uğruna çok çalıştım, tüm hayatımı hayallerimi ona göre kurdum. Hiç başaracağımı, onlarca ülkeyi göreceğimi, insanların hayatlarına dokunabileceğimi hayal bile etmemiştim. Yıllarca okumadığım gezi bloggerı, gitmediğim gezi buluşması kalmadı. Bir gün o büyülü dünyanın içinde bulunan şanslılardan olduğunuz zaman, geriye donup hayatınıza kattıklarına baktığınızda, derya deniz değişmiş yeni bir insan ile karşılaşıyorsunuz.

Seyahat ettikçe kendinde gördüğün değişimler neler oldu?

Asla medeni cesareti olmayan, topluluk önünde konuşamayan, önyargıları sabit ve yetiştiği kültür kadar olan bir insanken, “ufku açmanın” ne kadar anlamlı olduğunu geriye donup baktığımda çok daha iyi anlıyorum. Her yeni ülke, sırt çantanı aldığında yollarla kaldığın her yeni yalnızlık, dünyanın sınırlarını daha da genişletiyor, tüm okudukların, izlediklerin, dinlediklerin hayattan daha fazla zevk almanı sağlayabiliyor. Hayatlarının en güzel dönemlerini insanlar kendileri yaratıyor, geriye dönüp pişman olmamak için bulundukları rutin kolay gelse de gerçek bellidir: o ilk adım. Radikal bir değişim için o eşikten ilk adımı atan her zaman kazanacaktır.

Olmazsa olmaz seyahat eşyaların neler? Seyahat severlere tavsiyelerin var mı?

Çakı, su geçirmez küçük cüzdan vb. şeyleri çok önemsiyorum. Çantamı 5 kilodan fazla asla almamaya çalışırım, genelde de öyle olur. Hacmi küçük tulumsuz asla yola çıkmam. Çoğu gezgin bilir ki çantadakilerin yarısı kullanılmaz.

Ülkemizde seyahat etmek uzun zaman sonra ciddi manada moda oldu. Fakat bu popüler kültür, ülkemizde ciddi bir sorunu da beraberinde getiriyor. İnsanlar artık başkasının gezmesinden rahatsız olmaya başladı. Altında hep bir şeyler aramaya, hevesler kırılmaya başlandı. Çoğu konuda da olduğu gibi aslında saf ve özgün bir güzellik olan seyahatte de fikirlere tahammül kalmadı. Yola çıkmak, metropolde yok olmanın rutinliğinden uzaklaşmaktır, bir anlamda ne kadar küçük olduğunu fark etmektir. Kibre dönüşebilecek egodan uzaklaşmak, gezginliğin adımlarından biridir. Giderek rüküşleşen bir yaşamı terbiye etmek, inandığın bütün sınırlardan atlaya zıplaya geçmek ve bir bakıma kendi yaşadığın kültüre bile direnmektir. İnsanlar hayalleri için artık sadık bahanelerinin faydasız olduğunu anlamalı.

Seni en çok etkileyen yer veya yerler neresi oldu?

Tibet...

Hayatımda modern dünya ile bağlantılı olup da bir inanca bu kadar bağlı ve sevimli bir toplum görmedim diyebilirim. Tibet kültürünü ve ülkenin sosyolojik yapısı hayatımda göremeyeceğim kadar ilginçti diyebilirim. Acıdan mutluluk duymak ve herkese karşı her zaman yeterince güler yüzlü kalabilmek Tibet halkı için zor olmalı!

Patagonya da beni çok etkileyen yerlerden… Şu gözlerin gördüğü en güzel dağlar, kuşlar ve yaşanabilir şehirler bu bölgedeydi. Hakkında sayfalarca anı yazabilirim.

Bir de İran… Dünyanın en yardımsever insanları burada bulunuyor diyebilirim. Türkiye’nin artık kaybolan ünlü “misafirperverliği” tam olarak İran’ı anlatan kelime. Entelektüel düzeyleri de kıskandırıcı derecede iyi. İran’a gittiğim zaman 50 yıl geriye gidip, o hislerle yaşamak ve büyük önyargılarımı yıkmak unutulmazdı. İran bildiğimiz İran değil!

Interrail Türkiye hangi amaçla kuruldu? Kimlere hitap ediyor?

Interrail Turkiye 2013 yılında bir Facebook grubundan fazlası değildi aslında. Daha önce kamp yapmamış, seyahat edemeyeceğini düşünen, Avrupa'ya ya da dünyanın farklı lokasyonlarına gitme hayali olan insanları buluşturan bir sosyal medya oluşumuydu. İnsanlar yurtdışına gitmenin aslında o kadar zor olmadığını gördükçe cesaretleri artırmaya başladı.

Özellikle o zamanlar çok kullanılmayan Instagram'dan önce Facebook bu konuda ciddi faydalıydı. Facebook grubumuz, yola çıkmak isteyen, kendi ile aynı düşünen, aynı hayalleri kuran insanları birleştirdi, sosyalleştirdi diyebilirim. 2018 yılında da Facebook tarafından Türkiye'nin en başarılı Facebook sayfası olarak Londra' ya davet edildik.

Bende dahil hayatında hiçbir zaman açıp haritada Roma, Hindistan, Kamboçya gibi ülkelerin yerlerine bakmamış, oraya gidebileceğini hayal etmemiş insanlarla, oradan örnekler, hikayeler, fotoğraflar, tehlikeli anlar paylaşıldıkça, insanlara etkilenmeye başladı. O zamanlar Interrail ile seyahat eden insanların yoğun yoğunlaştığı bir grupken, şu an Antarktika’dan, Sibirya'dan ya da dünyanın herhangi bir yerinden, bir bileklik ile selamlaşmış, tanışmış insanların postlarını grupta görebiliyoruz.

Interrail Türkiye, hayali başka kültürleri görmek, hayatında anı biriktirmek isteyen herkese hitap edebiliyor. Etkinliklerde de görüldüğü gibi çocuklarıyla gelen onlarca aile ile birlikte, üniversite öğrencisi ağırlıklı diyebiliriz. Bizim için Interrail Türkiye; hayatının en güzel çağlarını gergin bir ortamda geçiren, aslında çiçek çocukluğunu yaşaması gereken insanlara bu huzursuz ortamdan daha farklı, güzel kültürler olduğunu gösteren bir seyahat okulu.

“İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’nda dediği gibi: “Dünyaya şahit olmanın yolu maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünyanın şahidi olmaktı.”

Gezginler neden Interrail Türkiye’ye katılsın? Klasik bir seyahatten farkı ne?

Aslından klasik seyahatten bir farkı yok. Otostopçu, motosikletli, bisikletli, turist-gezgin ayrımını yapan - yapmayan herkesin bulunduğu bir sosyal medya grubuyuz. Bahsettiğim gibi Interrail'den bağımsız olsa da tren ile seyahatin kendine has özellikleri vardır.

Interrail, bir kişinin, kendi belirlediği tarihlerde, yaş sınırı bulunmaksızın, Avrupa’da ikinci sınıf trenleri ucuz bir şekilde kullanarak, tüm Avrupa ülkelerini gezebilmesini sağlayan bilet türüdür. Diğerlerinden farkı, bunun sadece Interrail ile mümkün olabilmesi.

Temmuz ayında Sarıyer’de gerçekleşen Gezgin Fest’te neler oldu? Kısaca paylaşır mısın?

2014' ten beri sürekli kamplar yapıyoruz. Hepsi festival havasında geçiyordu. 2017'de Fethiye'de ilk Gezgin Fest’i yapmıştık, Sarıyer ise ikincisi oldu. Yıllarca kamp festivallere giden insanlar olarak, diğer festivallerde gördüğümüz sorunlardan tamamen uzak, farklı bir iş yapmak istedik. Başladığımız noktadan farklı, büyük bir iş çıktı ortaya. Türkiye'ye gelmiş ilk, sahneden tutun da atölyelere kadar farklı bir işti. 50 bine yakın katılımcı vardı. Klasik festival hatalarını yapmamaya çok çalışsak da tuvalet, duş gibi altyapısal sorunlardan yeni şeyler öğrenerek çıktık.

Doğu'da ilk defa yapılacak Gezgin Fest Van ise duygusal olarak bizi o coğrafyaya bağlayan tarihi bir iş olacak. 7-9 Eylül' de İranlı, Ermeni, Azeri, Kürt, Türk buluşması olacak. Tüm okuyucuları da davet etmek isteriz.

Türkiye’de gezgin turizmi ile ilgili gelecek planların var mı?

Kamp alanların korunması, kamp alanlarının kitlesel hareketlerle teşvik edilmesi ve özellikle halkın mangaldan ya da piknikten farklı bir kamp dünyasına teşviki üzerine planlarım var. Ve bundan bağımsız “Interrail Köyü” hayalim bu topraklarda en çok istediğim şey!

Son olarak bize ne söylemek istersin?

Benim için “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” klişesinin en önemli noktasıydı yolda okumak fikri. Yolda öğrenmek zorunda kalıyorsunuz. İnsana saygıyı, gereksiz nefreti ve sevginin ne kadar önemli olduğunu fark ettiğim bir dönemde tanıştığım Uzun İhsan Efendi (İhsan Oktay Anar’ın kitaplarından bir karakter) ile bitirmek isterim:

“Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazen o kerteye varıyordu ki kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve sefadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ıstırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.”

Tüm gezginleri sevgiyle selamlıyorum. Lütfen geç kalmayın. İnsan, hayatındaki o acı veren büyük boşlukları başka kültürlerin sarılmasıyla tedavi ediyor!

Etiketler: kültür, etkinlikler

Yazdır e-Posta