Makale

Devrimin 70. Yılında Geleneklerini Hatırlayarak Büyüyen Çin

Rotamızı tasarlarken ülkenin mümkün olduğu kadar fazla rengini görebilmek için, tarihi 4 başkentinden üçünü, bir özerk bölgeyi ve farklı eyaletleri 11 günlük bir rotanın içine sığdırmaya çalıştık. Seyahatin her bölümünde karşımıza çıkan devrim renkleri ve kutlamaları da Çin halkının Mao Zedung’a günümüzde de hala bağlı olduğunu bize gösterdi.

Yazı ve Fotoğraflar: Tulga OZAN

İnsanlık tarihinin 4 büyük icadının (kâğıt, matbaa, barut ve pusula) çıktığı, günümüze kadar ulaşan kesintisiz sayabileceğimiz tarihi ile dünyanın en önemli uygarlıklarından biri olan Çin’in 19. yüzyıldan itibaren gerileyen ve ucuz, kalitesiz ürün diyarı algısının oturmasına sebep olan süreç, uygarlık tarihinin ders çıkartılması gereken dönemlerden biridir.

Benim gözümde Çin uygarlığının büyüleyici ışıltısına rağmen en zayıf olduğu nokta “kibir” hissiyatı vermesi. Dünya kültür ve teknoloji tarihine en fazla etki sağlamış İpek Yolu’nun başlangıcı olan bu topraklar yüzyıllar boyunca sadece tek yönde mal hareketliliği sağladı. O zaman teknolojik olarak geride bulunan Avrupa kıtasının Çin’de satılmaya değer bir ürünü olmadığı için kendilerini büyük görmelerine sebep olan bu ticari hareketlilik Çin’in zaman içerisinde dünyanın gelişimini kaçırması ve en son olarak da Batı dünyasının kontrolüne girmesi ile sonuçlanmıştır. Afyon savaşları ile kaybedilen kontrol, Batı’nın kültüre ve geleneklere enjekte ettiği yozlaşma ile ülkenin çöküşünü hazırladığı dönemde, bölgenin kaderini değiştiren lider Mao Zedung olmasa belki parçalanmış ve çökmüş bir coğrafya ile sonuçlanacaktı.

1 Ekim 1949 tarihinde Tiananmen Meydanı'nda binlerce kızıl bayrak dalgalanıyordu. Burada Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ilan eden Mao Zedung'u on binler alkışlıyordu. Mao devrimi kazanmış ve Çin'i sömürgeciliğin boyunduruğundan kurtarmıştı. Ancak siyasi boyunduruktan kurtarmış olsa bile Çin gibi koca kıtada var olan kültür ve insan çeşitliliği barındıran bir ülkede, yozlaşmanın temizlenmesi ve yeniden alt yapının kurulması da kolay bir süreç değildi. 70’li yıllara kadar süren sert düzenlemeler ve sonrasında dünya ile bütünleşme süreci, ülkede yüzyıllar boyu geri bırakılmış toplumun acıları ve dayanıklılığı ile atlatıldı ve günümüzde tüm dünyanın dikkatle izlediği bu dev yeniden ortaya çıktı. Çin artık sosyal yapılanmasını neredeyse tamamlamış durumda. Yiyecek kıtlığı ile sonuçlanabilecek 90’lı yıllardaki krizler de atlatıldı ve kendi uygarlığının temellerini yeniden keşfederek ilerlemeye çalışıyor. Günümüzdeki liderleri Şin Cinping ise ülkede Mao kadar karizmaya sahip durumda. Teknolojik ilerlemenin yanında halkın vizyonunu da artırmak için yaptığı projeler, ülkenin geleceğinde nasıl bir ışık olduğunu da bizlere gösteriyor.  

Pekin ve Çin Seddi

Son yıllarda Çin’in ülke içinde ve dışında turistik hareketliliği desteklemesi inanılmaz bir seyahat potansiyeli yaratmış durumda. Günde seksen bin kişinin gezdiği Tianenmen Meydanı ve çevresini gezerken karşılaştığınız turistlerin neredeyse tamamı Çinli ve burası ne kadar kalabalık bir ülkede yaşadığınızı size hissettiriyor. Mao Zedung’un mezarının önünde gördüğümüz uzun ve bitmez kuyruk da Batı’dan görünenin aksine halkın rejime ne kadar sahip çıktığının simgesi.

Çin Seddi gezisi için kalabalıklardan kurtulmak isterseniz en mantıklısı en uzaktaki kapı olan Mutianyu’ya gitmek. İki saatlik bir otobüs yolculuğunu çekmek zorunda kalsanız da doğanın içinde ve kitlelerden daha uzak olan bu kapı benim her programda tercih ettiğim nokta.

Luoyang, Longmen Grottoes ve Shaolin Manastırı

Genelde turistik programlara konulmayan bu bölge bence olmazsa olmazlar arasında. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan ve irili ufaklı 100 bin Buda heykelinin bulunduğu bu alan, fotoğrafçılar için de müthiş bir görsellik sağlıyor.

Şehrin diğer bir çekim noktası ise 1500 yıldır var olan ve Kung-fu sporunun doğduğu yer kabul edilen Shaolin Manastırı. 90’lı yıllardan itibaren yeniden popülerleşen bu manastır, aynı zamanda birçok spor okuluna da ev sahipliği yapmakta.

Xian ve Terracotta Askerleri

Çin tarihinin ilk imparatoru Qin Şhi Huang’ın mezarını korumak için yapılan bu toprak ordu, ülkenin en heyecan verici noktalarından birisi. Hepsi ayrı yüz ifadesine sahip tahminen 8 bin askerin bulunduğu bu ören yeri, bir Çin seyahati esnasında kesinlikle görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. İmparatorun mezarı ise hala kazılmış değil. Teknoloji hiç bozulmadan çıkartılmasına el vermeden kazıya izin verilmeyecek olması ise ülkenin ne kadar disiplinli ve prensipli bir yönetime sahip olduğunun göstergeleri arasında.

Xian şehri ise her geçen sene daha da güzelleşiyor. İlk gittiğim dönemden beri restore edilen binaları, ışıltılı renkleri, ülkenin en güzel camilerinden birini barındırması ve çok hareketli sokakları, şehre vakit ayırmayı gerektiriyor.

Guilin ve Guangksi Zhuang Özerk Bölgesi

Çin defalarca seyahat ettiğinizde bitmeyecek bir coğrafya olsa da kırsal yaşamı görmeden dönerseniz seyahatte bir şeyler eksik kalıyor. Ülkenin en ciddi nüfusa sahip azınlıklarından Zhuanglar’ın yaşadığı bu bölgede görülmesi gerekenler, pirinç terasları ve Li Nehri’nin doğal güzellikleri.

Longji’de bulunan pirinç teraslarını meşakkatli bir yolculuk olsa da biz gece Ping’an Köyü’nde konaklayarak gezmeyi tercih ediyoruz. Muhteşem bir doğanın ortasında yapılan bu konaklama ve yürüyüş, yukarıya çıkmak için çekilen tüm eziyeti unutturuyor.

Bu bölgenin diğer önemli çekim noktası ise Li Nehri üzerinde unutulmaz bir tekne turu yapabileceğiniz Guilin şehri. Ancak hayal edilen balıkçı görseli artık günümüzde aynı Sri Lanka’da olduğu gibi para karşılığı kurgu fotoğraf olarak çekilebiliyor.

Şangay

Çin’in kapitalist yüzü Şangay, batılı yaşama en yakın şehir. Çin’in dünyaya açılmasından en fazla mutlu olan bu şehir, eski ışıltılı günlerine her geçen gün daha fazla yaklaşıyor. Şangay’da kanallar üzerinde kurulmuş olan Zhujiaiao bölgesini fotoğraflamanızı tavsiye ederim.

Etiketler: kültür, sanat, fotoğraf

Yazdır e-Posta