• Anasayfa
  • Makale
  • Dünyadaki En Büyük Mutluluk, Bu Dünyanın Şahidi Olmak...
Fotoğraf Sektöründe 45 Yıl Zoom İthalat - Jirayr Gamsaragan
Makale

Fotoğraf Sektöründe 45 Yıl Zoom İthalat - Jirayr Gamsaragan

Zoom İthalat 1975 yılından bu yana fotoğrafçılık sektörüne hizmet veriyor. Şirketin sahibi Jirayr Gamsaragan’ı eğlenceli kişiliği ve yenilikçi yaklaşımlarından dolayı tanımayan yoktur sanırım. Ki takip edenler bilir, son zamanlarda Youtube ve Instagram’ı en etkin kullanan isimlerden biri. Jirayr Bey’in sektördeki hikayesini daha yakından dinleme fırsatı bulduk.

Fotoğraf sektörüne nasıl giriş yaptınız?

Ailemiz hep bu sektörde ticaret yapmış olmasına rağmen ben 21 yaşıma kadar fotoğrafla hiç ilgilenmedim. Avusturya Lisesi mezunuyum. Okulda almış olduğumuz kültür ve disiplin dolayısıyla okulu bitirdikten sonra Avusturya ve Almanya’ya gitme hayalim vardı. Bu arada 18 yaşımdayken babamı kaybettim. 1975 yılında da liseyi bitirdim. Amcamların çocuğu yoktu, işler de tatsız (12 Eylül öncesi)… Amcam beni çağırdı, dedi ki “Ne yapacaksın Almanya’ya şuraya buraya gidip, gel burada çalış” ve bana sahip çıktı. Tabi ona çok şey borçluyum (Allah rahmet eylesin). “Yok” dedim, “ben iktisat okumak istiyorum, hayalimde ev, araba almak var. BMW fabrikalarında çalışacağım, bana bedava araba verirler.” Bütün plan bu (lise yıllığında bile yazar). Kapak açmadan sınavlara girdim, Galatasaray İşletme Yüksek Okulu, İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ni kazandım. Amcam hala bir yandan beni çağırıyor, okurken para kazanayım diye… “Sana yeni bir firma kuralım, ithalat yap” dedi. “Peki” dedim, “İsmi Zoom İthalat olsun.” İşte böyle başladık bu yolculuğa…

Biraz da hayat sizi bu noktaya getirmiş. Peki, hiç deneyiminiz yokken yalnız başınıza zor olmadı mı?

Tabi eski adamlar çok tecrübeli, amcam doğru yerlere beni yönlendirdi. Ben kendi oğluma bakıyorum. Fotoğraf makinesini eline ver, büyük ihtimalle yamuk tutabilir. Çünkü o bir satıcı. “Hangi firmaya gidersem gideyim, benim işim bir şey satmak” diyor. Bende öyle olmadı, çünkü amcam hemen bana dedi ki Orhan Abi’ne git. Orhan Bükey’e… Çünkü Orhan Abi’nin babası Foto Süreyya, Orhan Abi işe başlarken ona demiş ki “Git Aram Amca’na (benim amcam), sana ithalatı anlatsın.” Benim amcam da bana dedi ki “Git Orhan Bükey’e, ithalat formu nasıl doldurulur, ithalat nasıl yapılır, anlatsın.” O zaman bu işler çok zordu, şimdi çocuk oyuncağı. Bana dediler ki renkli fotoğraf yeni başlıyor, seni bir kursa yollayalım. Ben fotoğrafı bilmeyen adam, 15 gün İtalya’ya kursa gittim. Renkli fotoğrafçılık, baskı… Fotoğraf makinesini elime aldım.

Konika mıydı?

Yok Olympus. O da çok enteresan. Sirkeci’ye gittim, vitrinde bir sürü makine var. Ama en hoşuma giden Olympus oldu. Girdim dükkâna, Hakkı Abi’ye söyledim (kulakları çınlasın), “Seç bir tanesini” dedi. Aldım makineyi: Olympus OM1. Sonra hayatım hep Olympus ile geçti. Bir gün distribütörlüğünü de aldım ama ithalatın zorlukları sebebiyle beceremedim, bıraktım. Ama kadere bak ki aradan 35 sene geçti ve onlar geldiler, distribütörlük teklif ettiler.

Fotoğrafı öğrendiniz mi peki?

Fotoğrafçı değilim ama şu an fotoğraf sektöründeki satıcıların çoğundan daha çok şey biliyorum. Tabi en büyük şansım, rahmetli amcamın bana verdiği vizyon oldu. “Onlar klasik şeyler yapıyorlar, sen değişik bir şeyler yapmaya bak” derdi. O zaman fotoğrafçıları tanımaya başladım, profesyonel reklam fotoğrafçılarını… Tamer orda, Fethi orda, Nazım, Mete (rahmetli oldu), Süha… Hepsi Tünel’deydi. Onlardan çok şey öğrendim. Gidip geliyoruz, vakit de çok. Nasıl fotoğraf çekiyorlar, ne yapıyorlar bakıyorum. Gelip bazen diyorlar ki “Seyahatte bir filtre gördüm, Jirayr sen bunu getirsene.” Filtre getirdik, flaş ve paraflaş getirdik. Hayatım profesyonel reklam fotoğrafçılarıyla geçti.

45 senedir fotoğrafçılık sektöründe olan biri olarak sektörün neler yaşadığını anlatır mısınız?

Ben başlarken siyah beyaz furyaları vardı. Sonra renklinin hızlı bir girişi oldu. İnsanlar siyah beyazdan renkliye geçerken bana göre bir bunalım yaşadılar. Bilmiyorlardı. Türkiye’de o dönem inanılmaz ürünler satıldı. Sonra çöp oldu hepsi. O zamanlar sanki daha keyifli amatörler vardı. Mesela adam bir tane siyah beyaz film alırdı – film pahalı tabi şimdiki gibi fotoğraf çekemiyordunuz- çektiği fotoğrafları o günkü şartlarda karanlık odaya girip yıkardı. Meraklıların evinde mutlaka küçük bir agrandizörü vardı. Küçük bir karanlık odası vardı. Baskısını yapardı. O baskı keyfini ben de yaşadım, kâğıdı atıyorsun içine, birinci banyo, ikinci banyo, fiksaj, sonra bakıyorsun ki Nihan Hanım’ın portresi… O kadar mutlu oluyorsun ki sanki inşaat yapmışsın gibi ben ne becerdim diyorsun.

Bu süreç yavaş yavaş dijitalizasyona doğru gitti. 2000’li yılların başında da dijital patladı. Şöyle bir şeyi çok rahatlıkla itiraf edebilirim: O dönem Kodak’tan Dilek diye bir arkadaşımız renkli makine satmam yönünde bayağı baskı yapmıştı. Tek yetkili olacaktım. Dedim ki “Yahu Dilek beni uğraştırma, işim beni mezara götürür, siz bunları benim oğlana anlatırsınız sonra”. Tam iki yıl sonra dikildim karşısına, bu makinelerden bana da ver dedim. Tabi iş işten geçmişti.

Devre ayak uydurmak lazım. Ukalalık gibi olacak ama biz firma olarak günün şartlarına uymayı iyi bildiğimiz için ayakta kaldık diyebilirim. Eski Sirkeci’deki toptancı grubundan bir tane dahi yok şu an.

Sektör daraldığı için mi? İşi mi beceremediler?

İşi beceremediler. Yeniliklere ayak uyduramadıkları için yok oldular. Adamlar bir Whatsapp mesajı atmayı bilmiyorlar. Benim yaşımdakilerden bahsediyorum. Onlar kalkacak da Instagram, Youtube kullanacak. Ben de sağ olsun çocuklar sayesinde birçok şeyi kullanabiliyorum. Son zamanlarda baktık video çok popüler, oraya ağırlık verelim dedik. Mikrofon getirmek lazım, mini tripodlar, ekran getirmek lazım.

Peki, cep telefonu ile fotoğraf çekmek sektörü nasıl etkiledi?

Birçok kişi sektörün kötü etkilediğini söylüyor ama ben öyle düşünmüyorum. Cep telefonuyla çok fotoğraf çekildiği için insanların fotoğrafa karşı bir merakı oluşuyor. Biraz bu işle ilgilenenler, bakıyorlar ki telefonla sınırlanıyorlar, girip makine alıyorlar. Ama piyasa daraldı mı dersen, daraldı. Bir de fotoğraf sektörüne, fotoğrafla alakası olmayan firmalar katılmaya başladı. Adam oyuncak getiriyor, bir yandan da fotoğrafla ilgili bir şeyler getiriyor ve satıyor da… Onu da ister istemez fotoğraf sektörünün içinde kabul etmek durumundayız.

Bizim tarafımızda şöyle bir şikâyet var: Türkiye’de fotoğraf etkinliği yapılmıyor. Paris Photo’nun yüzde birini yapsak Türkiye’de yer yerinden oynar. Kime sorsan sponsor problemi var diyor. Biz de bunun böyle olmadığını düşünüyoruz. Fotoğrafa en ciddi desteği veren firmalardan biri olarak siz ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de fotoğraf fuarının yapılmasını isteyen ilk kişiyim. Oturduğumuz yerden olmuyor, insanlara kendimizi tanıtmalıyız diye düşünüyordum. Fuarın yapılmasına ön ayak oldum. Eğitimler, etkinlikler çok önemli. Ben 4-5 sene Anadolu’da dolaştım. Çok öğrenmek istiyorlar, bilgiye açlar. İstanbul’da güzel bir stüdyo kurduk. Flaşlarımız, fonumuz, still life masamızı koyduk. Burada her şeyi deneyebilir fotoğrafçı ve videocular ama henüz kapımızı çalan yok. Youtube stüdyomuz da var. Çekim yapmak isteyenler bize ulaşabilir. Bu arada üniversiteler de bir derslerini burada yapabilirler…

Şu an ne tür ürünler var Zoom’da?

Video ile ilgili ürünler ağırlıkta gidiyor. Video tripodlar, led ışıklar, mikrofonlar… Fotoğraf stüdyolarında flaşların azalmakta olduğunu görüyorum. En büyük sebep de düğün fotoğrafçılarının dış mekân çekimlere geçmesi… Gün ışığında reflektörle vs. çekmeye çalışıyorlar. Tabi hala reklam fotoğrafçıları stüdyolarda flaşlarla çalışıyor. Online alışverişin yükselmesi ve pandemi dolayısıyla ürün fotoğrafları da bayağı bir önem kazandı. Eskiden imalat yapan bir firma ürünlerini götürüp gösterirken, şimdi fotoğraflarını gönderiyor. Koton, LCW, Defacto, Trendyol, Amazon gibi markalar artık kendi stüdyolarını kuruyorlar. İşte burada bize bir iş kolu açılıyor. Yoksa flaş satışı iyiden iyiye hikâye olacaktı. Olympus fotoğraf makinelerimiz var. Başlangıç modeli EM10 Mark III iki lens ile şu an Türkiye’de 4000 TL’ye satılan bir ürün. 4K video çekiyor. Böyle bir fiyat bu ayarda başka bir üründe yok. Sekonic flaşmetre getiriyoruz. Her fotoğrafçı ve videologun mutlaka pozometresi olması lazım, ışığı ölçebilmek için… Ben fotoğrafçılığa başlıyorum diyen bir kişinin buradan mutlaka bir geçmesi lazım. Hiçbir şey almasa iki tane UV filtre alır. Her şeyi sunmaya çalışıyoruz ve eğitimlere önem veriyoruz.

Etiketler: fotoğraf, kamera, ileri fotoğrafçılık

Yazdır e-Posta