• Anasayfa
  • Makale
  • Belize Latin Amerika’da Dikkatlerden Kaçan Bir Güzellik…
Türkiye'de Fotoğrafın Hukuk Çizgisi Nerede?
Makale

Türkiye'de Fotoğrafın Hukuk Çizgisi Nerede?

Artık hepimizin cebinde olan akıllı telefonlar ve dijital kameralarla her birimiz her gün onlarca yüzlerce fotoğraf çekiyoruz. Günlük yaşantımızda karşımıza çıkan her manzaraya, olaya, güzelliğe, kötülüğe veya ilginçliğe kamera ve telefonlarımızı doğrultuyoruz. Bu anda kadraja en çok girenlerse hayatın içindeki diğer insanlar oluyor. İşte konuşacağımız sorun da burada başlıyor.

Özel yaşam ve kişisel veri kavramları ile hak bilinci de teknolojiye paralel bir gelişim içerisinde. Eskiden kendilerine objektifimizi kolaylıkla doğrulttuğumuz yakınlarımız, komşularımız, çiftçiler, işçiler, sanatçılar, sporcular, çocuklar; kısaca insanların fotoğraflarını çekmek artık o kadar da basit bir iş değil.

Dosya: Av. M. Turgay BİLGE - Av. Özlem BORA

Tarihi boyunca çeşitli anlam ve işlevler yüklenen fotoğraf, teknoloji ve internet çağının en çok etkilediği uğraşlardan biri oldu. Bundan en fazla 20 yıl önce fotoğraf çekmek ve beğeniye sunmak, daha çok profesyonel ekipman ve özel koşullar gerektiren işlerdendi. Bu durum önce dijital kameraların, sonra da akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla giderek değişti. Ağır ve hacimli kameraların yerini hafif ve marifetli aynasız kameralar ve akıllı telefonlar, fotoğrafın basıldığı kartlar ve sergilendiği galerilerin yerini ise dijital ortamlar aldı. Bu gelişmeler fotoğrafın üretimi ve yayılmasını inanılmaz boyutlara taşıdı. Dijital işleme kolaylıkları da buna eklenince fotoğrafçı, fotoğraf muhabiri veya sanatçısı olma iddiası da tabana yayıldı. Hepsinde nitelikli kameralar bulunan akıllı telefonların kullanım oranı ülkemizde yüzde 90'lar düzeyindeyken, artık profesyonel fotoğraf donanımı sahibi olmak bir ayrıcalık değil. Artık hepimizin cebinde olan akıllı telefonlar ve dijital kameralarla her birimiz her gün onlarca yüzlerce fotoğraf çekiyoruz. Günlük yaşantımızda karşımıza çıkan her manzaraya, olaya, güzelliğe, kötülüğe veya ilginçliğe kamera ve telefonlarımızı doğrultuyoruz. Bu anda kadraja en çok girenlerse hayatın içindeki diğer insanlar oluyor. İşte konuşacağımız sorun da burada başlıyor. Çünkü özel yaşam ve kişisel veri kavramları ile hak bilinci de teknolojiye paralel bir gelişim içerisinde. Eskiden kendilerine objektifimizi kolaylıkla doğrulttuğumuz yakınlarımız, komşularımız, çiftçiler, işçiler, sanatçılar, sporcular, çocuklar; kısaca insanların fotoğraflarını çekmek artık o kadar da basit bir iş değil. İnsanlar artık fotoğraflarının çekilmesine daha çok tepki gösterebiliyor, hatta bunu dava konusu yapabiliyorlar. Bu tür tepki ve davaların odağında özel yaşam kavramı ve onun korunma kapsamı var.

Av. M. Turgay BİLGE

Nedir Özel Yaşam ve Kapsamı?

Bu konuda iki yaygın yanılgı var: Bunlardan ilki, özel yaşamı kişinin gizli yapmak istediği şeylerden ibaret zannetmektir. Ancak insanların özel yaşamları onların gizli yapmak istediği duş almak, sevişmek, çıplak dolaşmak gibi basite indirgenebilecek kadar sınırlı sayıdaki faaliyetlerine ilişkin anları değildir. Özel yaşamı, sıradan bir insanın üçüncü kişilerin bakışlarından uzak yaşamak istediği her anıdır, yani aslında çok geniş bir alandan bahsediyoruz. Özel hayatın gizliliği, kişisel faaliyetlerin toplumun diğer bireyleri tarafından bilinmesinin istenmediği noktada başlar.

Diğer yaygın yanılgı ise tanınmış insanların, politikacıların veya sanatçıların özel yaşamlarının daha çok korunduğudur. Oysaki özel yaşamının gizliliği konusunda en dezavantajlı gruptur ünlüler! Çünkü onlar sıradan insanın günlük yaşam ve yığınlar arasında kaybolması lüksüne sahip değillerdir. Ünlüler, aslında yaşantılarını sessizce ve dikkat çekmeden sürdürme şanslarından kamu yararı veya şöhret karşılığında feragat etmek zorunda kalan kişilerdir. Sıradan bir insanın bir futbol maçını tribünde izlemesi ya da bir halk plajında güneşlenmesi özel yaşamı kapsamında gizliliğe konu olabilecekken, aynı şeyleri yapmak isteyen bir politikacı veya sanatçının bu gizlilikten yararlanma ve dolayısıyla bunu hukuken talep etme şansı görece çok daha azdır. Ama bu demek değildir ki ünlülerin özel yaşamı olmaz; tanınmış insanların özel yaşamları çoğunlukla evleri ve fiziki sınırları açıkça çizilmiş yaşam alanlarında korunması gereken bir gizliliğe kavuşur.

Özel yaşamın gizliliği, insanın toplum içerisinde sağlıklı bir birey olarak var olması için hakkın sahibine göre az ya da çok korunan bir hukuki değerdir. Anayasamızın 20. maddesine göre, "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Özel yaşamın gizliliğinin ihlali ahlaki açıdan hoş olmayan bir davranış olmak yanında, ceza hukuku kapsamında suç da sayılmaktadır. Özel yaşamın gizliliğini ihlal suçu da bireyin bilinmesini istemediği özel alanlarına müdahaleyi engellemek için ceza yasasında yer bulmuştur:

“Bir kimse iznini almadığı birinin hem fotoğrafını çeker hem de yayımlar ya da (örneğin sosyal medyada) paylaşırşa Türk Ceza Kanunu 134/1 ve 134/2. maddelerinde tanımlanan iki farklı suç oluşur ve fail her iki suçtan ayrı ayrı cezalandırılabilir. Böyle bir eylemin ardından gelişebilecek diğer olumsuzluk da hakkı ihlal edilen kişinin manevi tazminat talebinde bulunabilmesidir.”

Yüksek yargının bu konuda belirlediği ilkeler, fotoğrafçıların sınırlarını daha somut biçimde tanımlamaktadır:

Özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yaptıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.” - Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2016/8242 sayılı kararı

Özel hayatın gizliliğine saygıyla yarışan kavramlara da değinmekte yarar var: Az önce değindiğimiz gibi, tanınmış kişilerin günlük yaşantılarının bilinmesi çoğunlukla kamu yararı gereğidir. ‘Topluma mal olmuş’ kişilerin toplum önündeki yaşamlarını gizli sürme imkânları kamu yararı, güvenlik, kamuoyunun haber alma hakkı gibi gereklerle ortadan kalkar.

İster tanınmış isterse sıradan olsun, insanların toplum içerisindeki yaşamlarının gizliliği, kamu yararı, bir suçun veya haber değeri olan bir anın fotoğraflanması gereği karşısında ihmale uğrayabilir. Bu daha çok her olayın kendine özgü koşulları içerisinde değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Genel olarak kişiyi küçük düşürücü olmayan veya kimlikleri belirsiz olarak görüntülenen kişiler için bir hak ihlâli oluşmaz.

Yığınlar içerisinde fotoğraflanan kişilerin özel yaşamlarının gizliliğinin ihlali de tartışmalıdır. Örneğin İstiklal Caddesi'nde yürüyen geniş bir kalabalık içerisinde fotoğraflanan herhangi birinin, fotoğrafın odağında ve işaret edilircesine yer alması söz konusu değilse, özel yaşamının gizliliğinin ihlalinden bahsedilemeyecektir. Bir kimsenin kamusal alanda dolaşması tek başına, fotoğraflanmasına 'rıza gösterdiği' anlamına gelmediği gibi, Yargıtay, kamuya açık alanda çekilen bir fotoğrafın değerlendirilmesinde ‘kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık’ ilkesinin geçerli olduğunu kabul etmektedir.

Özellikle sokak fotoğrafçılarının, bu ilkeye dikkat ederek ve sokağın diğer insanların mahrem alanları olabileceği bilincini taşıyarak deklanşörlerine basmaları gerekiyor. Fotoğrafçılar için şimdiye kadar açıkladığımız ilke, kural ve istisna tartışmalarının hepsini bir yana bırakacak tek bir şey var aslında: İzin almak!

Fotoğraf Çekiminde İzin Almak

Bir insanın özel yaşamının sırlarını ele verecek biçimde kendisinin, evinin, işyerinin, evcil hayvanının veya eserlerinin fotoğrafını çekecekseniz izin almanız gerekir. İzinle fotoğraf çekmek sonradan oluşabilecek tüm olumsuzlukları ortadan kaldıracaktır.

İmkân varsa özellikle de profesyonel çalışmalarda, iznin yazılı olmasında, genellikle bir model sözleşmesinin yapılmasında büyük yarar var. Böyle bir izin metninde fotoğrafın hangi amaçla çekileceği, nerede ve hangi amaçla yayımlanacağı, yayımın süresi ve kapsamı, varsa ücreti gibi tüm değişkenlerin net biçimde bulunması, sonradan olası uyuşmazlıkların önüne geçecektir.

Kabul etmek gerekir ki günlük yaşamda her faaliyetimizi yazılı belgeye dayanarak yürütmek pek de gerçekçi değil. İnsanların fotoğraflarını çekmeden önce yazılı izin talebinde bulunmaksa daha da zor olacak, hatta böyle bir deneme fotoğrafın doğallığını veya anını kaybettirecektir. Daha çok anlık ve amatör çekimlerde, fotoğraflanan kişinin olumlu bakış içeren göz temasının kadrajın odağında yakalanması ve bunun birkaç fotoğraflık seriyle tamamlanması yazılı olmayan bir izin anlamına gelebilecektir. Bu izin anının fotoğraflanması, asıl fotoğrafın çekiminin öncesi ya da sonrasında mümkündür. Böyle bir iznin o kişinin özel yaşamının gizliliğinin ihlal edildiği iddiasını ortadan kaldıracağını ama çekilen fotoğrafın yayımlanması açısından geçerli olmayacağı unutulmamalıdır.

Fotoğrafın çekimine verilen izin, onun kullanımını kapsamaz. Fotoğrafın ticari, sanatsal veya sosyal medya etkinliği kapsamında kullanımı ve paylaşımı ise başka bir iznin konusu olacaktır. Böyle bir izin de fotoğrafın hangi mecrada, ne süreyle, hangi amaçla ve ne kadar ücretle kullanılabileceği konularını içerecek biçimde metne dökülmelidir ki fotoğrafçı sonradan sorun yaşamasın.

Çocukların Fotoğraflanması

İzin almak hem vicdanen hem de hukuken fotoğrafçıyı koruyacaktır ama bunun da bir istisnasının olduğunu önemle not etmek gerekiyor: Çocukların fotoğraflanması!

Dünyanın en güzel varlıkları olan çocuklarımız, aynı zamanda en korunmasız varlıkları da...

Çocuk istismarının kabul ve nefret edilen bir realite olması karşısında, tamamen iyi niyetli de olunsa bir çocuğun fotoğrafının çekilmesi ne yazık ki hukuken mümkün değil. Çocukların fotoğrafları izinleriyle de çekilemez çünkü çocukların izinlerini geçerli kılacak hukuki ehliyetleri bulunmamaktadır. Bu anlamda hiçbir fotoğrafçının riske girmesini önermemekle birlikte, bir çocuğun fotoğraflanması gerekiyorsa velisinin izninin alınması ve mümkünse yazılı bir model sözleşmesi yapılması gereğini hatırlatmakta yarar var.

Bu kadar uyarıdan sonra hala doğa fotoğrafına yönelmemiş ve insan fotoğraflamakta kararlıysanız içinizdeki insan ve fotoğraf sevginizi kutlarım! Ama dünyayı güzelleştiren bir sanat dalı olsa da fotoğrafın insan onuru ve haklarından, hele çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal sağlıklarından öncelikli olamayacağını duyarlılıkla not etmeliyiz. Bu açıklamalarım ışığında GezginFoto'nun bana yönelttiği bazı örnek olaylara ilişkin sorularını kısa yanıtlamak istiyorum.

Örnek Olaylar

1- Yıl 2006... Sezen Aksu Bodrum'da bir küçük tekne kiralayıp sahilden açılmış. Bir gazeteci de Sezen Aksu'nun teknesini takip etmiş ve kamuya mal olmuş sanatçıyı haliyle fotoğraflamış ve sonra da yayımlamış. Aksu'nun şikâyetiyle başlayan yargı süreci Yargıtay kararıyla 2013'te şu kararla sonuçlanıyor: “Kişinin bilgisi ve izni olmadan yapılan haberin toplumun bilgilendirilmesi ve haber alma hakkı kapsamına girmediğine, kişinin, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntünün kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez.

Buradaki ince ayrıntı önemli: Sezen Aksu Bodrum'un Gümüşlük Koyu plajında görüntülenmiş olsaydı sorun olmayacaktı ancak koydan açıldığında özel bir gayret ve ekipman takibi, onun kendi özel hayatına çekilme hakkının elinden alınması anlamına gelmektedir. Sıradan bir insanı ise Gümüşlük Koyu plajında da görüntüleyemeyiz.

2- Ünlülerin izinsiz fotoğraflanmasına diğer bir örnek ise önceki başbakanlarımızdan Tansu Çiller olmuştu. Gösterişsiz giyimine özel bir dikkat gösterdiğini hatırladığımız Çiller'in Antalya Beldibi'ndeki villasının boş havuzunda, mayoyla güneşlenirken çekilen fotoğrafı bir gazetede “Çiller'den Yaza Merhaba” manşetiyle yayımlanmıştı. Fotoğrafa bakıldığında Başbakan'ın kendi evinin bahçesinde bile mahremiyetine özen göstermek için boş havuzunun içinde güneşlendiği, buna rağmen fotoğrafın özel bir çabayla ve büyük olasılıkla bahçe duvarlarının üzerinden şartlar zorlanarak çekilmiş olduğu anlaşılabiliyor. Bu tabii ki Başbakan'ın topluma mal olması veya fotoğrafın haber değerinin olması gibi savunmalara konu olmayacak kadar açık bir saldırı halidir.

Türkiye yargısının bu konuda esas aldığı bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına da değinmekte yarar var: Monako Prensesi Caroline von Hannover, Alman dergilerinde iki fotoğraf serisinin yayınlanmasını engelleyen bir tedbir alınması için Alman mahkemelerine başvurmuştu. Alman yargısı 1999 yılında başvurucunun taleplerini reddetmişti. Prenses Caroline bu kez de AİHM önünde söz konusu kararların özel hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini öne sürmüştür. AİHM, davada, Alman mahkemelerin söz konusu olan çıkarlar arasında adil bir denge kuramadıklarına hükmederek AİHM İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 8. maddesinin (özel hayata saygı hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM özellikle, halkın halka mal olmuş kişilere ilişkin (özel durumlarda özel hayatlarına ilişkin) bilgileri öğrenme hakkına sahip olmasına rağmen, bu davada böyle bir hakkın söz konusu olmadığına dikkat çekmiştir. Mahkeme, başvuran gözlerden uzak olarak tanımlanamayacak ve halk tarafından bilinen yerlerde olsa bile, genel halkın, başvuranın nerede olduğu veya özel hayatında nasıl davrandığı ile ilgili bilgileri öğrenmesinde meşru bir çıkara sahip olmadığı, dergilerin fotoğrafları basmak için ticari bir çıkarı olsa bile, bu çıkarların başvuranın özel hayatının etkili bir şekilde korunması hakkını ihlal edici nitelikte olamayacağı görüşüne vardı. Kararda halka mal olmuş kişiler ile birlikte herkesin, özel hayatlarının korunmasına ilişkin olarak ‘meşru beklentiye’ sahip olduklarını 2012'de verdiği kararla teyit etti.

3- Oyuncu Selçuk Yöntem'in Bambi’de yemek yerken fotoğraflanarak afişte kullanılmasında, tanınmış bir oyuncunun kamuya açık alanda yemek yerken görüntülenmesinde özel yaşam açısından bir sorun yoktur. Burada uyuşmazlık, fotoğrafın, sanatçının izni olmadan bir reklam afişinde ticari amaçla kullanılmasıdır.

4- Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri Fotoğraf Ödülü’nü kazanan Batman Çağdaş Gazetesi’nden Reşat Yiğiz’in “Define Avcılığı” fotoğrafının, AFP Muhabiri Bülent Kılıç’a ait olduğunun ortaya çıkması olayında gerçekleşen ilk yaptırım TGC'nin ödülü iptal ederek disiplin soruşturması açması oldu. Bu olayda hukuksal yönden ihlal edilen hak özel yaşamın gizliliği değil fikri mülkiyettir. Fikri mülkiyet hakkının ihlalini düzenleyen 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 71/2. maddesine göre, “Başkasına ait esere, kendi eseri olarak ad koyan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır. Bu fiilin dağıtmak veya yayımlamak suretiyle işlenmesi hâlinde, hapis cezasının üst sınırı beş yıl olup, adlî para cezasına hükmolunamaz.” Bu olayın devamı nasıl gelişti bilmiyorum ancak fikri mülkiyet hakkı ihlal edilen kişinin şikâyeti ve dava açması halinde suça konu bu eylemi işleyen kişi hem hapis cezası hem de maddi – manevi tazminat ödeme yükümlülüğüyle karşılaşabilir.

M. Turgay Bilge Kimdir?

1970 yılında Konya’da doğdu. Konya Anadolu Lisesi’ni 1988’de, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1992’de bitirdi. S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku ABD Uluslararası Hukuk Yüksek Lisans Programından 1997 yılında mezun oldu. Halen özel hukuk alanında doktora öğrenimi sürmektedir.

1993’ten bu yana serbest avukatlık yapıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk “hukuki arabulucu”sudur. Konya Barosu’nda, Türkiye Barolar Birliği’nde yönetim kurulu üyeliği, Adalet Bakanlığı’nda kurul üyeliği ve kamu kurum ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik görevleri üstlendi.

Fotoğraf sanatına ilgisi ortaöğrenimi sırasında başladı ve okul fotoğrafçılığından elde ettiği küçük kazancıyla 1984’te ilk profesyonel fotoğraf makinesini aldı. Fotoğraf uğraşısı sırasında edindiği dostlarıyla birlikte 1996 yılında Konya Fotoğraf Amatörleri Derneği’nin kurucu ve ilk üyelerinden oldu. Daha sonra KONFAD’da sekreterlik, yönetim kurulu üyeliği ve başkanlık görevlerini üstlendi. Fotoğraf sanatı derneklerinin ilk ulusal örgütlenmesi olan, Türkiye Fotoğraf Dernekleri Birliği’nde çalışmalarda bulundu. 2003 yılında Türkiye’nin ilk sanat federasyonu olan Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun kurucuları arasında yer aldı. M. Turgay Bilge, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) kurucu genel sekreterliğinden sonra başkan yardımcılığı ve uluslararası ilişkiler sorumluluğunu üstlendi. 2011 -2013 arasında Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu başkanlığını yürüttü ve son olarak 2015 yılında başkan yardımcılığı görevini noktaladı. Bu görevleri kapsamında, TFSF’nin de üye olduğu Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu (FIAP)’nun 2006 yılında Çin’de gerçekleşen 28. Kongresi’nde , 2008 yılında Slovakya’da yapılan 29., 2010 yılında Vietnam’da 30., 2012 yılında Singapur’da yapılan FIAP Kongrelerinde ülkemizi temsilen bulundu. 2014 yılında Türkiye’de TFSF evsahipliğinde gerçekleştirilen 32. FIAP Kongresi’nin hem evsahipliğinin alınması hem de yürütülmesi aşamalarında etkin rol oynadı.

Fotoğraf sanatında telif, özel hayatın korunması ve fotoğrafçının hakları gibi konuları düzenleyen “Fotoğraf ve Haklarımız” adlı TFSF yayını çerçevesinde birçok dernek, üniversite ve etkinlikte düzenlenen söyleşilere konuşmacı olarak katılmaktadır. Fotoğrafı bir yaşam biçimi ve yaşamdaki sanatı görme yeteneği olarak gören Bilge, fotoğrafa örgütlenme yanında yeterince zaman ayıramamaktan yakınmakla birlikte, çeşitli ulusal fotoğraf yarışmaları, sergi, gösteri, seminerlerde düzenleyicilik ve jüri üyeliği yapmaktadır.

Av. Özlem BORA

Türk Hukuku’nda Fotoğraf, Sanat Olarak Kabul Ediliyor mu?

Fotoğraf eserleri ile ilgili düzenleme ülkemizde ilk kez 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile başlamıştır. Kanunumuza göre bir fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilip koruma altına alınabilmesi için, fikri bir çabanın ürünü olması, hususiyet taşıması, şekillenmiş olması, kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi gerekmektedir. 5846 sayılı FSEK 4. maddesine göre fotoğraf sahibinin hususiyetini taşıyorsa ve estetik unsurlar içeriyorsa güzel sanat eseri olarak kabul edilmektedir. Eğer fotoğrafta estetik yoksa ancak teknik ve ilmi mahiyet taşıyorsa FSEK 2/3 maddesine göre ilim ve edebiyat eseri olarak kabul edilmektedir. Kanun koyucu “bedii vasfı” terimini kullanmıştır. Bir örnek vermek isterim: Tuz Gölü’nde ışık ayarları ile güzel bir günbatımı fotoğrafı çektiğinizi varsayalım. Çok sayıda çekim yaptınız, kurguladınız ya da ani bir görüntüyü “karar anı” deyip ölümsüzleştirdiniz. Yani ortada hem emek var hem de yetenek ve teknik bilgi var. Ben fotoğraf çekmek kelimesini sevmiyorum. Fotoğraf üretmek terimini kullanırım genelde. Burada üretilen fotoğraf, fotoğrafçının hususiyetini taşıyorsa ve estetik bir fotoğraf ortaya çıkmışsa FSEK 4. madde anlamında güzel sanat eseri olarak kabul edilir ve bir eser mahiyetinde korunur.

Türkiye’de Fotoğrafla İlgili Uyuşmazlıklar

Günümüzde yazıdan çok görsel malzeme üretilmekte ve ne yazık ki kontrolsüzce tüketilmektedir. Şöyle ki bir gazete ortalama 90 adet fotoğraf ile çıkmaktadır. Sosyal paylaşım ağlarında her salisede çok sayıda görsel malzeme el değiştirmektedir. Günümüzde “sosyal medya sosyal mi” tartışmaları yapılana dursun, “Görülüyorum o halde varım” mottosu almış başını gitmiştir. O fotoğrafın kim tarafından üretildiği, yani fotoğrafı çeken kişi ya da fotoğrafta yer alan kişilerin hakları üzerinde hiç durulmamaktadır. Ne yazık ki ülkemizde fotoğraf ihlalleri çoktur ve fotoğrafların izinsiz ve isimsiz kullanılması konusuna yeteri kadar önem verilmemektedir. Hukukçu olarak bizler bu farkındalığı yaratmaya çabalıyoruz. Geçmiş yıllara baktığımızda bu konuda bir hayli yol alındığını söylememiz mümkündür. Fotoğraf kaynaklı özel hukuk ihtilaflarının arabuluculuk yoluyla ve fotoğraf kaynaklı ceza davalarının da uzlaştırma yoluyla çözüme kavuşturulması ve onarıcı adaletin devreye alınması, toplumsal barışımıza katkı sağlayacaktır.

 

Fotoğraf Çekerken Yasal Olarak Dikkat Edilmesi Gerekenler

Fotoğraf çekerken dikkat edilmesi gereken kurallar olarak çekim tekniği, doğru pozlama, netlik, kadraj gibi teknik konular ile kompozisyon, renk gibi estetik konular ilk akla gelen konulardır. Oysaki çekim sırasında sorgulanması gereken bir önemli konu da tespit edilmiş olan fotoğrafın yasal olup olmadığıdır.

Misal olarak, askeri bölgelerde güvenlik sebebiyle fotoğraf çekimi yasaktır. Toplantılarda ve yürüyüşlerde genel olarak fotoğraf çekilebilir. Ancak kişilik haklarına saldırı mahiyeti taşıyan bir fotoğraf ya da fotoğraf altı yazısı hukuken korunamaz. Özellikle, FSEK 86. maddeye dikkat çekmek isterim. FSEK 86. maddesine göre eser mahiyetinde olmasa dahi bir kişinin izni olmadan fotoğrafının çekilemeyeceğini belirtir. Aksi halde BK 49 ve TCK 197 ve 199. maddeleri uygulanacaktır. Ayrıca özel hayatın gizliliği gibi önemli konularda TCK’da birçok hüküm bulunmaktadır.

Gizli kamera, teleobjektif ve elektronik müdahalelerde yasa hükümleri ve etik kurallar asla unutulmamalıdır. Misal olarak fotoğrafın esaslı bir unsuru ile ilgili değilse, kadraj düzenlemesi, başka bir ifade ile “krop” hoş görülebilir. Ancak fotoğraf birleştirilmesi ile kişilik haklarına ve özel hayata müdahalede bulunursanız kendinizi yargı karşısında bulabilirsiniz.

Fotoğrafçı konu olarak bir mimari eseri ya da sanat eserini seçtiğinde, o eserlerin de FSEK kapsamında korunduğunu unutmamak gerekir. Her somut olayda fotoğraflanan kişi ya da nesnenin hukuki boyutu değerlendirilmelidir. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu 07.04.2016 tarihinde yayınlanarak Türk Hukuk Sistemi’ne girmiştir. Kanun kapsamında izni olmayan kişilerin fotoğraflarını çekme ve paylaşma eyleminde yaptırımlar uygulanabilecektir. Ayrıca, Türk Ceza Kanunu açısından cezai yaptırımlar uygulanabilmektedir. 

 

Yurtdışında Fotoğraf Çekimi Konusunun Yasal Boyutu

Her ülke kendi kültürü ve politikası doğrultusunda fotoğraf çekimi ile ilgili düzenlemeler yapmıştır. Mesela Londra’da devlet dairelerinin fotoğrafının çekilmesi yasaktır. Birleşik Arap Emirlikleri’nde ve Dubai’de emir ailesinin sarayına ya da mülklerine dair fotoğraf çekemezsiniz. Hollanda, Amsterdam’da belli yerlerde fotoğraf çektiğiniz zaman fotoğraf makinenize dahi el konulabilir. Hatta Kuzey Kore’de yasal olmayan bir fotoğraf çektiğiniz zaman casuslukla suçlanabilirsiniz.

Telif Bedeli Nasıl Belirlenir?

1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 27. maddesi uyarınca herkes vücuda getirdiği her türlü bilim, edebiyat ve sanat eserlerinden doğan manevi ve parayla ölçülebilir menfaatlerinin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Pozlama, netlik, kadraj gibi teknik konular ile kompozisyon, renk gibi estetik konular incelenerek kompozisyon ve konu değerlendirilmesi de yapılarak serbest piyasada taraflar fotoğraflarının mali boyutunu tespit ederler. Burada bir sınırlama yoktur ve konuyu arz-talep dengesi olarak düşünmek gerekir.

 

Dijital Fotoğrafçılığın Son Yıllardaki Baş Döndürücü Seyri ve Hak İhlalleri

Her eve bir fotoğraf makinesinin girmesi, fotoğrafa ilginin artması ve en önemlisi akıllı telefonlarla her an fotoğraf çekme alışkanlığımızın oluşması fotoğrafa bir ivme kazandırdı. Artık paylaşımdan öte, vazgeçilmez bir alışkanlık haline geldi. Bu konuda fotoğraf sanatı ile ilgili çalışan dernek ve kurumların da hakkını vermek lazım. Ülkemizdeki mevzuata baktığımızda ise fotoğrafın sanat olarak kabul edildiğini ve korunduğunu görüyoruz. Yasalarımıza göre, fotoğraftan fotoğraf sanatçısının hayatı boyunca ve ölümünden sonra da 70 yıl boyunca mirasçılarının mali yönden kazanç elde etmesi mümkündür. Bir hukukçu ve fotoğrafçı gözü ile yasalarımızda fotoğrafın ciddi anlamda korunduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Sorun ne yazık ki hak ihlallerinde. Toplum olarak daha fazla çalışmaya, üretmeye ve eğitime ihtiyacımız var. Yapmamız gereken, başkasının haklarına saygı duymak. Hak ihlallerinde arabuluculuk çok önemli. Zira yargılama gibi uzun ve zahmetli bir yol yerine, arabulucuya giderek çok kısa sürede ihtilafı çözüme kavuşturmak mümkün.

Fotoğraf Davaları Arabuluculuk Yoluyla Daha mı Etkin Çözülüyor?

Telif tazminatı, maddi, manevi tazminat davaları, saldırının durdurulması ve önlenmesi gibi fotoğrafla ilgili birçok dava mevcuttur. Özellikle “gizlilik” ve “adalete hızlı erişim” unsurları nedeniyle fotoğraf davalarında arabuluculuğun çok başarılı olacağını -fotoğraf davalarındaki bilirkişilik deneyimlerimle- öngörmekteyim. Ayrıca fotoğraf kaynaklı özel hayatın gizliliğinin ihlaline ilişkin ceza davaları da uzlaşma kapsamında olduğundan, bu tür davalarda uzlaştırmanın etkin kullanılmasıyla ülkemizin toplumsal barışına katkı sağlayacağı inancındayım.

 

Telif İhlallerinde Tazminat Bedelleri Caydırıcı mı?

Fotoğraf eseri, sahibinin izni olmadan kullanılırsa FSEK 68. maddeye göre rayiç bedelin üç katı tutarında tazminat talep edilebilir. Burada rayiç bedel takdir edilirken varsayımsal sözleşme bedeli dikkate alınır. Yani, fotoğrafı çeken kişi kendi rızası ile fotoğrafı o çalışmada mesela bir kitap kapağında kullanılmasına izin vermiş olsa ve bu konuda bir sözleşme yapmış olsa idi, sözleşme bedeli ne olurdu? İşte bu rayiç bedelin 3 katına kadar tazminat talep edebiliyorsunuz. Ayrıca manevi tazminat talep edebiliyorsunuz. Talep edilen maddi ve manevi tazminata faiz işletilmesini talep etmek de yasalarımıza göre mümkün. Tabi ki fotoğrafınız izinsiz olarak kullanıldığı için eylemin durdurulmasını ve mahkeme kararının da masrafı karşı taraftan alınmak üzere gazetelerde yayınlanmasını isteme hakkı vardır. 

Fotoğraf Eserinin Tescili Zorunlu mu? Tescil İşlemi Nereden ve Nasıl Yaptırılabilir?

Deklanşöre bastığımız andan itibaren fotoğraf üzerindeki haklarımız başlar. Fotoğrafın tescil zorunluluğu yoktur. Ancak ürettiğiniz fotoğraf eserinizi tescil etmek isterseniz; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu tescil makamı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı, Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nü göstermiştir. Fotoğraf tescil ettirmek istenirse ilgili bakanlıkta bir taahhütname imzalanıp, bir bedel (163,25 TL) ödenerek fotoğrafın tescili mümkündür. Bu işlemler artık online yapılabilmektedir. Fotoğrafın noter kanalı ile de tescili mümkündür. Bir fotoğrafın tescili hak doğurucu değildir. Başka bir ifade ile ispat açısından hüküm ifade eder.

Son Olarak…

Themis, Yunan mitolojisinde adalet tanrıçasıdır. Themis’in elindeki “Kılıç” adaletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, “Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgeler. “Kadın” olması bağımsızlığı ifade eder. Ayrıca tanrıçanın gözü bağlıdır, bu da tarafsızlığı ifade eder. Amatör ya da profesyonel tüm fotoğraf tutkunlarının Themis’i ürkütmeden fotoğraf çekmesi asıl gaye olmalıdır.

Özlem Bora Kimdir?

1990 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1991 yılından itibaren Ankara Barosu’na kayıtlı olarak  avukatlık yapmaktadır. Türkiye Barolar Birliği Arabuluculuk Komisyonu Yürütme Kurulu ile Ankara Barosu Alternatif Çözüm Merkezi ve Parlamento ile İlişkiler Komisyonu üyesidir. Hukuk Fakülteleri nezdinde arabuluculuk, uzlaştırma ve bilirkişilik konularında dersler vermiştir. Anadolu Ajansı, Dijital Akademi, AFSAD, FSK gibi birçok kurum ve kuruluşa yönelik fotoğraf ve telif hakları konusunda eğitim seminerleri düzenlemiştir. Bazı uluslararası fotoğraf etkinliklerinde fotoğraf ve telif hakları konusunda sunumlar hazırlamıştır. “Arabuluculuk Sözleşmesi” isimli kitabın da yazarı olan Özlem BORA, halen fotoğrafla ilgili uyuşmazlıklar dâhil birçok alanda arabuluculuk yapmakta ve özel hukuk alanında doktorasına devam etmektedir.

Etiketler: fotoğraf

Yazdır e-Posta