Türkiye'nin en genç fotoğraf dergisi

Nenetler
Makale

Nenetler

DÜNYA’NIN SONUNA YOLCULUK

Rusya’nın kuzeyine, Yamal Yarımadası’na, Nenet Halkı’nı görmek, izlemek ve onlarla beraber yaşamak üzere yaptığım yolculuğun ardından keyifle fotoğraflarıma bakıyorum. Geçirdiğim günleri ve anıları hatırlıyorum. Kısa kısa aldığım notları okuyorum. Üşümek, yolda olmak, kuzey kutbuna yaklaşmak, göç etmek, aldığım notlar arasındaki başlıklar… Biraz derinleşmeye ne dersiniz? Haydi!

Yazı ve Fotoğraflar: Ahmet Uçal

Instagram: au__photography

Nenetler   

2002 yılı nüfus sayımına göre Rusya Federasyonu’nda 41 bin 302 Nenet yaşamaktadır. Şu an ise toplam nüfuslarının 60 bin civarında olduğu düşünülmektedir. Okul çağına gelen Nenet çocukları, yakın köy ve kasabalarda yatılı olarak eğitim almaktalar. Aldıkları bu yatılı eğitim sonrasında her 10 çocuktan 8’i göçebe yaşamı arkalarında bırakıp, köy ve şehirlere yerleşmektedirler. Dolayısıyla tundrada yaşayan göçebe nüfus hızla azalmaktadır.

Yamal Yarımadası

Sibirya’nın yerli halkları arasında yer alan Nenetler, kutup dairesinde, günümüz Rusya Federasyonu’nun en kuzeyinde Yamal Yarımadası’nda yaşıyorlar. Yamal Yarımadası, kuzey batı Sibirya, Yamalo-Nenets Özerk Okruğu’nda (Okrug günümüz Rusya’sında idari bölgelere verilen isim) olup kabaca 700 km uzunluğundadır.  Yamal Yarımadası’nda petrol ve doğalgazın çıkması sebebi ile Nenetler’in habitatlarının giderek daraldığı bilgisini aldık. Etrafta bulunan boru hatları ve fabrikalar sebebi ile Ren geyiklerinin besin kaynakları azalmaktadır.

Yamal Yarımadası, karlar altında göller (ki bize söylemeseler pek farkına varmazdık), donmuş akarsular ve tundralar ile kaplıdır. Tundralar belki kolayca kutup bozkırı olarak tanımlanabilir. Burada karlar altında kalmış ve donmuş bitki örtüsü Ren geyiklerinin doğal besin kaynaklarıdır.

Nenet dilinde, “Yamal” “Dünyanın Sonu” anlamına gelir. Nenet ise “adam” demek. Kökü “Nenay” ise doğru, gerçek, hakiki demek…

Yamal’a ulaşmak pek de kolay değil…

Kutup dairesine en yakın şehir olan Salekhard’a ulaşmak, hava yolları ile mümkün. Moskova’dan her gün uçuş oluyor. Salekhard’dan sonrası, zorlayıcı yol koşullarına sahip. Dünya’nın sonuna yolculuk pek kolay değil.

Trekol denilen 6 tekerlekli, askeri jiplere benzer araçlar ile kar ve buz üzerinde yolculuk yapılıyor. Arazinin engebeli oluşu ve kara üzerinde gitmenin tehlikeli olması sebebiyle Zimnick adı verilen ve sadece kışları oluşan yollar tercih ediliyor. Yol dediysem, donmuş akarsu ve nehir yataklarından bahsediyorum. Zimnickler üzerinde yolculuğun pek konforlu olmadığını söylemek isterim. Yaklaşık yarım günlük yolculuk sonrasında Yarsale’ye, son göreceğimiz kasabaya ulaşıyoruz. Baharın gelişini karşılamak için kurulmuş festivale katılıyoruz. Geceyi burada geçirip, ertesi gün yola devam etmek istedik.

Bahar Festivalleri

Hava -20 derece olmasına rağmen, baharın kutlanması ilginç geliyor bana… Rehberimize soruyorum, neye göre karar veriyorlar baharın gelişine diye? Kargaların geri göç etmesi baharın habercisi imiş. Oysa kargalar göç etmez ki! En azından bizde böyledir…  Soğuk ve kar altındaki bu yarımadada kargalar tıpkı göçmen kuşlar gibi kışları geçirmek üzere güneye göç ediyorlarmış!

Festival alanlarında, kumaş satıcıları, yiyecek satıcıları ve birçok dükkan var. Nenetler uzun bir dönem ihtiyaçları olacak, kumaş, erzak vb. gibi ihtiyaçları festival alanlarında açılan bu dükkanlardan karşılıyorlar.

Alanda birçok aktivite yapılıyor. Kadınlar arasında güzellik yarışmaları, en güzel kıyafet yarışmaları yapılırken, erkekler güreş, kement atma ve Ren geyiği kızak yarışları ile birbirlerine meydan okuyorlar. Kızaklar tamamen el yapımı ve vida kullanılmadan yapılıyor. Geyikler ise kendi sürülerinin en iyileri.

Ne güzel bir karşılama!

Yaklaşık olarak 4 saatlik bir yolculuktan sonra, bir hiçliğin ortasında bulunan Nenet kampına varıyoruz. Etrafımıza baktığımızda tek gördüğümüz şey bembeyaz bir örtü. Kampa yerleştikten sonra, bir şeyler atıştırıp aile ile sohbet edelim demeye kalmadan dışarıda olan Pavel (ev sahibimiz ve evin en yaşlısı) kuzey ışıklarının kendini gösterdiğini haber veriyor. Apar topar eşyalarımızı toparlayıp dışarı çıkıyoruz. Ne güzel bir karşılama!

Ama Nenetler’in karşılamasının yanında sönük kalıyor. 1 haftamızı beraber geçireceğimiz Nenet ailesi aslında 5 kişiden oluşuyor. Pavel ve Lida, evin büyükanne ve büyükbabası, oğulları Roma ve kampta olmayan eşi ve çocuğu… Ataerkil yaşıyorlar. Bizim orada olduğumuzu öğrenen, Pavel’in diğer oğlu Dima ve gelini kasabadan ziyaretimize geliyorlar.

Nenetler’in yaşamları

Hala göçebe hayatlarını sürdürerek, eksi 50`lere varan soğuklarda çum adını verdikleri çadırlarda yaşayan Nenetler, huzur içindeki yaşamlarını ren geyiklerini otlatarak ve avlanarak geçiriyorlar. Çum’lar, uzun ahşap çubuk iskeletler üzerine ren geyiği derisi örtülerek kuruluyor. Çadır ortasında ısınmak, dumanıyla sivri sinekleri kovmak ve yemek pişirmek için ocak bulunuyor. Böylece içerde ısı 25 dereceye kadar çıkıyor, ancak sabaha kadar sıfırın altına düşüyor. Çadır üzerindeki delik baca vazifesini görüyor. Ren geyiklerini etleri için satan Nenetler, hayvanların boynuzlarını da çoğunlukla Çin’e afrodizyak olarak ihraç ediyorlar. Ren geyikleri onların evi, besin kaynağı, ısı ve ulaşım aracı.

“Ren geyiği ekmeğimizdir” eski bir Nenet deyişi. Nenetler’in giysileri ren geyiği derisinden yapılıyor. Her Nenet’in kutsal bir ren geyiği var. Ona eyer vurmaz ve onu kesmez ta ki yürüyemeyecek hale gelinceye kadar. Nenetler, Ren geyiği etini daha çok çiğ, bazen haşlanmış olarak yiyor. Ayrıca beyaz somon ve muksun dedikleri beyaz etli gümüş renkli bir balık da tükettikleri gıdalar arasında.

Klan temelli bir sosyal yapılanmaları mevcut. Gelin adayları için Türkiye’dekine benzer bir başlık parası uygulaması var. Gelinlerin bedelleri ren geyiği cinsinden hesaplanıyor.

Nenetler’in hayatlarına tanıklık ettiğim yolculuk hızla sürüyordu. Hava da bu hıza ayak uydurarak, kah fırtınalı rüzgarlı, kah kar yağışlı, kah bulutlu değişerek eşlik ediyordu. Rüzgarın içinize işlediği bir soğukta, sabahın ilk ışıkları ile hayat başlıyordu. İleriki donmuş gölden elde edilen buzlar soba üzerinde eritilerek içme suyu ve çay yapılıyor, gün içerisinde 4-5 defa yakmak üzere odun kırılıyor. Geyikler ile ilgileniliyor, başka sürülere ait geyiler yakalanarak diğer sürü sahiplerine teslim ediliyordu.

Kalan zamanlarda kampta güreş tutuyor, kement atmaca oynuyor veya yarım saat - bir saat yakınlıktaki kampları ziyaret ediyorduk. Akşamları ise jeneratör çalışıyor ve beraberce birkaç saati uydu antenli televizyon karşısında geçiriyorduk.

Malitsa ve Yaguşka

Nenetler bugün modern ve geleneksel kıyafetleri bir arada giyiyorlar. Kasabalarda ve köylerde çoğu insan modern kıyafetleri; ormanda ve tundrada yaşayanlar ise Kuzey Kutbu koşulları için ideal olan geleneksel ren geyiği derilerinden yapılan kıyafetleri tercih ediyorlar. Erkekler, kürk içeriye bakacak şekilde yapılmış ve kollara tutturulmuş eldivenleri bulunan, “Malitsa” olarak bilinen parka tarzı kapüşonlu bir palto giyiyor. Ayrıca, çok soğuk havalarda “Malitsa” üzerine giyilen “Sovik” adında ayak bileğine kadar uzanan başka bir palto daha giyiyorlar. Kadınlar ise “Yaguşka” adı verilen ve iki yüzlü Ren Geyiği ve Kutup Tilkisi kürkünden imal edilen paltoları kullanıyorlar. Yaguşka’nın da kollara bağlı eldivenleri var. Tüm bu kıyafetleri kadınlar kendileri dikiyor ve süslüyorlar. Şunu da söylemeden edemeyeceğim, oldukça şık giyiniyorlar.


Kurban töreni

Dolunaylar veya özel günlerde gerçekleştirdikleri kurban törenine şahit oluyoruz. Bir geyiği kanını yere damlatmadan kurban ediyorlar. Bu tören esnasında hayvanın kanını içiyorlar. Nenetler toprağa ve doğal kaynaklara saygı duyan Şamanist ve animist bir inanç sistemine sahipler.  Nenet şamanlarına Tadibya deniyor. Bir şaman ile tanışmak mümkün olmadı, zira bize en yakın şaman 4-5 saatlik mesafede imiş.

1.600 km

Pavel ile sohbetimiz koyulaşıyor. Yıl boyunca, 1.600 km göç ediyorlarmış. Yaklaşık 20 defa.  “Gitmeye her an hazırız” diyor. Dışarıdaki kızakları işaret ederek, her şeylerinin kızaklarda yüklü olduğunu söylüyor. Hakikaten de öyle idi, her şey kızaklarda yüklü ve her an harekete hazır. Erzakları kızaklara yüklenmiş halde duruyor, zaten dışarısı doğal bir buzdolabı, ihtiyaçları olanları kızaklardan alıyorlar ve kullanıyorlar. Göç edecekleri zaman bir tek çum’u söküp kurmak kalıyor geriye… Oysa bizler ne kadar bağımlı yaşıyoruz!

Nenetler’in minimalist yaşamı, egodan kibirden ve hırstan uzak duruşlarından etkilenerek dönüyorum Türkiye’ye...

Dünyanın az kalmış somut olmayan miraslarından olan bu halkı yakından tanımak, onların hayatlarına tanıklık etmek ve yaşamak unutulmaz bir deneyim oldu!

Yazdır e-Posta